Bulgaristan Eylül 2014
Bulgaristan
Hazırlık
Bulgaristan gezi hayalimiz aylar öncesi başladı, daha evvel Nur ve İlker Ergin ile yaptığımız 2009 yılında Polonya, 2011 yılında Fransa, İspanya, Portekiz gezisinden esinlenerek Bulgaristan'ı detaylı bir şekilde kiralık araç ile gezmeye karar verdik. Ben önce
Bulgaristan göçmeni olan arkadaşım İbrahim Yılmaz ile buluşarak
bilgi aldım. Bana bir Bulgaristan karayolları haritası da verdi.
Karşıyaka Çarşısı'nda bulunan bir döviz bürosundan da Bulgar parası
aldım. İlk gittiğimde ellerinde 240 leva vardı ertesi gün gelirsem biraz daha
bulacaklarını söylediler ertesi gün 220 leva daha aldım. Bu aldıklarım en düşük
kurdan aldığım para oldu.
4
Eylül 2014 İzmir-Haskova gidiş.
Sabah saat 5.45 de uyandık. Altı buçukta evden çıktık taksi ile
Mavişehir İzban Metro İstasyonuna gittik. Taksiye 10 lira verdik. 6.50 de
bindiğimiz İzban 7.10 da bizi Halkapınar istasyonunda bıraktı. Tekrar bir
taksiye binip Akbulut Seyahat otobüslerinin kalktığı yere gittik. Taksiye 15
lira verdim.
Otobüsümüz saat sekizde kalktı. Ayvalık civarında 20 dakika moladan
sonra Lapseki'ye kadar durmadı. Saat 14 de arabalı vapura bindik on dakika
sonra kalktı. Gelibolu'dan sonra hiç durmadan yol alarak 17.30 da sınıra
geldik. Yolda bir ara yağmur yağdıysa da fazla etkili olmadı geçti. Sınırı
çabuk geçtik problem çıkmadı. Saat 19.30 da Haskova'ya vardık.
Garajda indiğimizde Haço isimli Türkçe bilen bir taksi şöförüne
gideceğimizi oteli söyledik 3 leva dedi. Demek ki Şahin ile geldiğimizden beri
ki üç buçuk yıl geçmiş olmasına rağmen taksi fiyatları artmamış hem de pazarlık
etmeden bu fiyatı verdi. Haço'nun babası İstanbuldan gelmiş Ermeni imiş. İlker
ev rakısı var mı diye sordu. Bagajda varmış yedi levhaya litresi, demek ki
soran çok oluyor ki bagajda hazır bulunduruyor. İlker İki yarım litre aldı.
Haço'ya dört leva verdim sevindi. Bayağı cüsseli göbekli sempatik biriydi. Oazis
otelinde pazarlıkla 30'ar levaya iki oda tuttuk. Odamızın numarası 15.
Bavulları bıraktık hemen kendimizi dışarı attık otelin önünden
aşağı giden yoldan yürüyerek küçük bi havuzu ve kenarında güzel bir ok atan
savaşçı heykeli olan parka gittik. Giderken beş levaya iki bira aldık ve
yanımızda getirdiğimiz nevaleleri yedik. Etrafı biraz dolaştık yorgun ve
uykusuz olduğumuz için saat onda otelimize döndük. Gece susarız diye 1,60
levaya büyük bir su aldım. Odada meyvalarımızı da yedikten sonra not defterimi
yazdım saat onbirde ben de yattım.
Kendilerinin de çelişkili ifadeleri olan Bulgar tarihinden biraz
bahsedersek ilk bilgi Bizans kaynaklarına göre MS 5. yüzyılda Bulgarların
Karadeniz'in kuzeyinde Azak denizinin sağında ve solunda yaşadıkları
şeklindedir. 584 tarihinde Kubrat Han tarafından kurulan Büyük Bulgar devleti
665'e kadar Avarların Batı'ya itmesine kadar devam etti. Bulgar sözcüğü aslında
karışmış anlamındadır. (Bulgamak) Bu da Türk, Hun, Hazar ve Avarların
karışımından dolayı bu ad verildiği anlaşılmaktadır. (Bazı radikal etnik
gruplar kendilerini Türklükle ilişkilendirmemek için Hind-Avrupalı olarak İrani
ırktan geldiklerini savunuyorlar) Kubrat Han ölünce beş oğlu devleti paylaştı
bunlardan Asparukh kendisine bağlı kabileler ile Karadeniz'in batısına Tuna
deltasına gelerek yurt kurdu. 680 yılında Bizans'ın yenilgisi ile sonuçlanan
Ongal harbi sonrasında 681 yılında yapılan antlaşma ile bu günkü Bulgar
devletinin kurulduğu varsayılır. Bulgarlar burada Slav çoğunluğu ile karıştı
IX. yüzyılın ilk çeyreğinde de Kiril alfabesini kullanmaya başladılar. Boris I
ortodoks hrıstiyanlığı seçerek Micheal adını aldı ve hızlı bir şekilde asimile
olarak Slavlaştılar. 1018 yılında Bizans boyunduruğuna giren Bulgarlar 1185 de
tekrar istiklallerini kazandılar ve 1396 Niğbolu'da Osmanlılar'a yenilene kadar
muhafaza ettiler. Yaklaşık beş asır sonra Rusların yardımıyla 1878'de ve
1885'de de Doğu Rumeli ile birleşerek bu günkü statülerini elde ettiler.
Doğuda kalan İtil (Volga) Bulgarları 922 yılında müslüman oldular. Bunlar tarihte ilk müslüman olan Türk boyları olup XIII. yüzyılda Altınordu devleti tarafından yıkılana kadar hüküm sürmüşlerdir.
5
Eylül 2014 Haskova-Filibe
Sabah sekizde Nur kapımızı çalarak uyandırdı. Gece çok yağmur
yağdı. Burnum tıkalı olduğu için rahat uyuyamamıştım. Odada tek yatak var biraz
dar gece rahat edemedik keşke kadının 40 leva diye ısrar ettiği zaman kabul
etseydik böyle sıkışmazdık. Evvelce kaldığımızda gene 30 leva vermiştik ama iki
ayrı yataklı idi. Herhalde o zaman turizm mevsimi değildi otelci kıyak çekti.
Neyse dönüşte 40 leva verdik doğru dürüst bir odada kaldık. Odada kapının
arkasında odanın fiyatı ile ilgili resmî liste de var. Boşuna pazarlık ettik.
Kalktık yukarı İlkerlerin odaya çıktık aldığımız nevaleler ile
kahvaltımızı yaptık. Aracı İlker Türkiye'den ayarlamıştı. Günlüğü 30 avro'dan 12 günlük 360 avro. Kredi kartı ile ben ödemiştim yaklaşık 1000 lira, paylaştık. Arabayı teslim edecek adam saat 10'da gelecekmiş. Çıktık
biraz dolaştık. Otelin karşı kaldırımında ayak üstü bir kahve içtim yarım leva.
Arabayı adam saat 10,10 da getirdi.. Araba Ford Mondeo koca araba
dizel motor. Bulgaristan'da arabaların çoğu mazotlu olduğu için, benzinli
arabayı teşvik etmek için benzin fiyatlarını mazot fiyatlarından aşağı
çekmişler. Aracı getiren şirketin sahibi imiş adı Valeri. Karısı ile beraber
gelmişler Kuşadası'na gideceklermiş, her sene gider tatil yaparlarmış.
Eşyaları yükledik. Hanımlar gezerken biz de otobüs garajına gidip
dönüş biletlerini ayarladık 18 eylül akşam saat 5'de. Döndük Semine Bulgaristan
resimli bir kupa 4 leva, bir de 10 levaya erik rakısı almış. Arabaya binip
Haskova'nın sembolü olan ve şehrin her tarafından görülen Virgin Mary heykeline
gittik. Yakındadır diye yürüyerek gideriz sanmıştık dün gece, meğerse uzakta ve
tepede imiş. Heykelin önündeki yolda aracımızı park ettik yanına gitmek için
merdivenleri tırmandık. Buradan Haskova'nın görülen güzel bir manzarası var.
Ayrıca yan tarafında bir çan kulesi var tepesine çıktık fotoğraflar
çektik.
Yola koyulduk, Valeri 40 km sonra Parmovay köyünde iyi kaşkaval
bulacağımızı söylemişti. Köye girdik saat 2'ye geliyordu güzel bir lokanta
gördük. Hadi yemek yiyelim dedik. Biz bir madalyon et, yanında peynir
rendelenmiş patates kızartması ve iki Zvorka bira içtik toplam 11,60 leva tuttu
12,20 leva verdim.
Yemekten sonra kaşkaval satan küçük dükkanı bulduk. Bir küçük teker
kaşkaval'a 12 leva verdim. Semine de biraz kestirmiş büyük tekerden 6,5 leva vermiş.
Magazin'den bir Karelia sigara (4,40 leva.) ile Miholkova su(0,90 lv.) aldım.
Yola çıktık kısa sürede Filibe'ye geldik. Oteli Panasonic fotoğraf
makinama yüklediğim haritalar ile kolayca bulduk. Otelin bodrumuna aracımızı
park ettik odalara çıkıp eşyaları bırakıp hemen çıktık. Otel Alliance 4
yıldızlı otele ertesi gün 79,75 leva ödedik.
Otelden çıkınca Ruski caddesinden karşıya geçip İvan Vazov caddesinden yürüyerek merkez meydanına çıktık. Knyaz Aleksandr I caddesinden eski şehre doğru yürüdük. Arada yağmur çiseliyordu. Cuma Camisine kadar geldik. Yolda Semine biraz yoruldu oturup az mola verdik. İlker ile Billa süpermarkete girip iki kutu konserve balık, dört sosis iki domates iki salatalık ve plastik çatal kaşık içmek için bir şişe Merlot Brestovitsa Vinery bir şişe Kamenitza bira aldık. Billa'nın karşısındaki kitapçıdan bir Bulgaristan karayolları haritası aldım (2,50 leva). Yağmur sağanak olarak başladı otele dönüşte zorlukla taksi bulduk 5 levaya. Odamızda yemeklerimizi yedik yemek sonrası defterimi yazdım saat 22,45, banyo yapıp yatacağım.
6
Eylül 2014 Cumartesi Filibe-Sofya
Sabah telefonun alarmı ile 7,30 da uyandık. Otel çok iyi idi. Gece
çok yağmur yağdı. Saat sekizde kahvaltıya indik dokuza kadar oturduk. Otel
paramızı 79,75 leva olarak kredi kartı ile ödedim. Eşyalarımızı arabaya
yükledik, eski şehrin kenarında Perpeliev Caddesi sonundaki park yerine
aracımızı bıraktık. P.R. Slaveykov yolundan hafif meyil yukarı
çıktık. Sağlı sollu restore edilmiş evlerin arasından geçerek Hisar Kapı'yı
geçtikten sonra geldiğimiz dört yoldan kaleye doğru sağımıza saptık. Bu yol
üstünde sağ tarafta bahçe içinde restore edilip Etnografya müzesi olarak
açılmış süslü bir köşk var. Bahçesinde oturup dinlendik otomattan 4 levaya
hatıra parası aldık. Biraz daha tırmanarak Nebet (nöbet)Tepe'ye vardık. Buradan
şehrin çok güzel görüntüsü var.
Kaleden dönerken Roma Anfitiyatro'suna geldik yorulmuş olduğumuz
için tiyatronun üst tarafındaki kahvede yarım saat manzaraya karşı
kahvelerimizi yudumlayarak mola verdik. Arabayı bıraktığımız yere dik bir
yokuştan inerek saat birde geldik. Hemen hareket ettik otoyola çıkmadan 40 km
kadar gittikten sonra Pazarcığa geldik içinde bir tur atarak şehirden çıktık
otoyola girdik. Sofya'ya otoyol Çarigrad yani İstanbul yolu üzerinden giriyor.
Çarigrad, Çarların şehri demek Ruslar da ayni kelimeyi kullanıyor.
Sağa dönülecek caddeyi atlamışım Aleksander Nevski kilisesine kadar gitmişiz.
Yolu sorduğumuz polisler Madrid Caddesini tarif edemediler. Döndük dolaştık
nihayet tramvay yolunu takip ederek kalacağımız apartmanı bulduk. Daireyi
teslim edecek adam da gelmişti saat tam dört, biz hangi köhne apartman derken
yandaki modern binada olduğunu öğrendik. Aracımızı bodrumda garaja soktuk.
Adama kredi kartı ile İlker 270 leva ödedi. Bavullarımızı binanın 4. katında 30
numaralı daireye çıkardık. Geniş bir salon iki yatak odası iki tuvalet ve
balkonu olan daire beş yıldızlı otelden de iyi. Hemen eşyaları bırakıp indik.
Binanın zemin katından direk alış veriş merkezi Billa'nın içine geçiş var
yalnız kapılar çipli anahtarlık ile çalışıyor.
Bir taksiye 4 leva vererek A. Nevski kilisesine gittik. Önce
kiliseyi dolaştık oradan bit pazarı hala kalkmamış dolaştık, Semine iki
porselen biblo aldı. Daha sonra Rus kilisesini ziyaret edecektik içerde ayin
vardı giremedik. Devam ederek Milli Bulgar Bankası yanındaki Arkeoloji Müzesi
olarak kullanılan Eski Cami ve "Prezidensy" nin orta avlusundaki
kiliseyi gördük. Artık akşam olmuş yemek vakti gelmişti. Pri Yafata lokantasını
aradık, Aleksander Dondukov Bulvarı üzerinde epey yürüdük bulduk. Fiyatlar
yüksek ama güzel bir yer. Et yemekleri 20 leva civarında. Hesap 79,70 leva
tuttu. Çıktık bir taksiye bindik apartmana geldik. Billa'ya uğradık sabah
kahvaltısı için nevale aldık. 15 leva tuttu peşin verdim. İlker de bir şişe
şarap aldı. Oturduk balkonda içtik. Saat onbirde Semine yattı ben defteri
yazmaya başladım on ikiyi yirmi geçe yazım bitti.
7
Eylül Pazar Sofya
Sabah erken uyandım, saat sekide herkesi kaldırdım, dokuzda hep
beraber kahvaltıya oturduk. Saat onbirde evden çıktık bir taksiye atlayıp Banya
Başı camisine gittik. Taksiye 4 leva verdim. Mimar Sinan'ın eseri olduğu
söylenen Camiyi gezdikten sonra kuzeyinde bulunan sıcak su kaynaklarının olduğu
yere geldik. Caminin arkasında Doğu tarafında kullanılmayan büyük bir hamam var
(2015 yılında Osmanlı'dan hiç bahsetmeyen Bulgar Tarihi Müzesi açılmış). Sıcak
su kaynaklarında birçok çeşmeden halk bidonunu getirip suyunu dolduruyor. Ana
caddenin karşı tarafına geçerek kapalı pazar yerine girdik. Buranın içinde
güzel ve temiz dükkanlar var. Pazarı gezip dondurmalarımızı yedikten sonra
çıktık, arka tarafındaki Sinagog'un yanından Ekzarh Yosif caddesinden yürüyerek
açık pazar yerine gittik. Pazar'ın kurulu olduğu Stefan Stambolov
caddesi birbirini dik kesen cadde ve sokakların arasında verev bir konumda
kuzeyden güneye doğru Vladaya nehrine paralel Slivnitsa bulvarından Todor
Aleksandrov bulvarına kadar 900 metre uzuyor. Buraya Zhenski Pazar deniyor.
Nehrin kenarına kadar gidip geldikten sonra yemek yenen bir yerde onlar sosis
ben börek yedim. Börek ve ayrana 1,5 leva verdim.
Pazar gezimizden sonra Aleksand Nevsky Katedrali arkasındaki bit
pazarına gittik. Ben bir bankta epey uyukladım. Saat üçten
sonra yürüyerek atlı heykel Çar Osvoboditel'in yanına oradan da İvan
Vazov Milli Tiyatronun önündeki parka geldik. Oturduk dinlendik. Sonra gezinti
yeri olan trafiğe kapalı Vitoşa caddesine çıktık, cadde üzerinde bir yerde
oturduk kahvelerimizi içtik. Cadde üzerinde gezindikten sonra kuzeye doğru Svete
Nedelya kilisesine oradan Arkeoloji Müzesine doğru yürüdük. Çok yorulmuştuk bir
taksi çevirdik dört leva verip kaldığımız Apart Hotel'imize geldik.
8
Eylül Pazartesi Sofya-Vidin
Sabah biraz ağırdan aldık. Saat onbirde eşyalarımızı arabaya
yükledik ve Zemindeki Billa'den biraz su ve nevale alarak evden
ayrıldık. Kuzeye Vidin'e doğru yola koyulduk. Yol dağlara sardı, 1420 metre
yükseklikteki Petrohanski geçidini geçtik. İnişte bir küçük kahvede mola
verdik. İndiğimizde arka tekerleklerden dumanlar geliyordu yokuş aşağı devamlı
fren yapmaktan balatalar çok ısınmıştı.
Montana'dan
sonra benzin aldık litresi 2,60 leva. Yol yapımından dolayı Vidin yolunu
şaşırdık Studenten Buce ve Doktor Yosifo köylerini geçince ayıldık. Slavotin'i
geçtik. Hep rotamızı kuzey Batı'ya vererek ilerlediğimiz yolda Smirnenski'den
sonra Çerno Pole tarafına saptık yol gittikçe bozuldu zor geçtik. 16 kilometre
kadar tarlaların arasından çok kötü bir yolda ilerledikten sonra Vidin
asfaltına çıktık. Üç beş kilometre gittikten sonra Belogradçık yoluna saptık.
21 km düzgün bir asfalt şoseden gittikten sonra güzel bir dağ kasabasına
geldik. Etrafta üst üste yığılmış aynen Çine taraflarındaki gibi kayalar var.
Yukarıdaki kalenin dibine kadar gidip arabamızı park edip kaleye girdik. Park
parası 2 leva içeri giriş adam başı 5 leva. Nur ile kalenin tepesine kadar
tırmandık. Semine ve İlker'in gözü yemedi aşağıda kaldılar.
Belogradcık kalesinin Roma zamanında yapıldığı sanılıyor. XIII.
Yüzyılda Bulgar Vidin Prensliğinin küçük bir garnizonu ve 1396 öncesi Osmanlı
Devletinin bir vassalı iken 1396 Niğbolu savaşından sonra Osmanlı egemenliğine
girdi. Kasabada önemli bir müslüman çoğunluk oluştu ve 1757 de Hacı Hüseyin Ağa
tarafından bir cami inşa edildi. 1838-39 yıllarında da kale tekrar tahkim edildiyse
de 1878 Berlin anlaşması ile terk edildi ve müslüman aileler göç ettirildi.
Kale etrafındaki kayaların özelliğinden dolayı bu gün kale onarılmış ve
turistik bir mekan haline getirilmiştir.
Kalede epey bir oyaladıktan sonra yola koyulduk, saat beşte Vidin'e
geldik. Şehre girişte bir banka önündeki korumaya oteli ve sokağı sordum
bilemedi içerde masada oturan bir kıza götürdü. Kız internetten Google
haritasını basıp verdi çok teşekkür ettim. Vidin Tuna kenarında bir dış kale
surları olan ve su kenarında iyi tahkim edilmiş Baba Vida kalesi olan bir
kasaba hacminde. Oteli kolayca bulduk. Oda başına peşin olarak nakit 35'er leva
verdik. Eşyalarımızı odaya koyup hemen dışarı çıktık. Surların Stambol
kapısından çıkarak bir meydana geldik. Karnımız çok acıkmıştı küçük bir
pizzacıda 4 parça pizza yedik 2 ayran içtik toplam 4 leva verdik. Sur içine
dönüp etrafı keşfetmek için yola çıktık, Pazvantoğlu Camisinin etrafındaki
haziresi ve Pazvantoğlu'nun Türbesi'nin de olduğu büyükçe bahçenin kapısı
kilitliydi giremedik. Bahçe demirliklerinin üstünden atlayıp bahçeye girdim
caminin etrafını gezip resimler çektim.
Biraz Pazvantoğlundan bahsedersek kelime olarak mahalle bekçisi
demek olan Pazvantoğlu, 1739 Osmanlı-Avusturya harbinden sonra Vidin Ayanlığına
yükselen Osman Ağanın oğlu olup 1791 den sonra merkezi hükümetin
otoritesinin azalması sonucu defalarca ayaklandı etrafı haraca kestiyse de af
olundu, bir aralık Sofya'yı da ele geçiren Pazvantoğlu 1807 de felç olarak
öldü.
Cami karşısında Metropolitan binalarını gördükten sonra Tuna'nın kıyısına indik, biraz etrafı dolaştıktan sonra bir yerde oturduk bira içtik çaça (gümüş) balığı ve kızartılmış soğan dilimleri yedik. Toplam 21 leva hesap geldi bölüştük. Hava kararmaya başladı kalktık tekrar sur dışına çıkarak meydana kadar yürüdük. Sur içinde hiç aydınlatma direği yok veya yanmıyor sadece evlerden gelen ışıkla sokaklar aydınlanıyordu. Etraf tenha bir kaç yerde gençler toplanmışlar yüksek sesle konuşuyorlardı. Saat onda otele döndük odalarımıza çekildik ben onbire kadar notlarımı yazdım.
9
Eylül Salı Vidin-Veliki Tırnova
Sabah erkenden kalkıp 7,30'a doğru otelden çıktım Baba Vida
kalesine yürüdüm etrafını dolaştım. Bir gurup yaşlı insan müzik eşliğinde spor
ve dans yapıyordu. Üç dört kişi de kıyıda balık avlıyordu. Kalenin arkasında
uzunca eski bir bina var eski zamanların Osmanlı barut fabrikası (bu günlerde
Epigrafi Müzesi olmuş). Kaleye yakın yol üstünde Edirne'deki kadar büyük bir
sinagog vardı, harabeye dönmüş sadece dış duvarları kalmış.
Saat sekizde otele döndüm, herkes hazırlanmış, bavulları arabaya
yükledik kaleye gittik. Saat dokuza kadar gezdikten sonra aceleden kahvaltı
yapacak yer bulamadığımız için ana yola çıkarken köfte yapan bir yerde 2,40
levaya çeyrek ekmek arasına ikişer köfte koydurup yedik.
Yola çıktık Lom'a bir saatte geldik. Çıkışta yolumuzu şaşırıp
trenyolu kenarından Vasilovtsi'ye kadar 15 km kadar gittik, tali bir yola
girdik yol kötüleyince yanlış yolda gittiğimizi anlayıp Lom'a geri döndük.
Kozluday'dan geçerken de gene yanlış yola girip gazlı elektrik santralına
gelmişiz kapıdaki görevliler durdurdular geri çevirdiler.
Nihayet saat 14,15 te Plevne'ye varabildik. Hava çok sıcak arabanın
göstergesi 35 derece gösteriyordu. Plevne'de arabayı merkezde park ettik bir
tur attık birer dürüm döner yedik ayran içtik. Saat 15,30 da bir leva park
parası vererek yola koyulduk. Gideceğimiz yönde havada kara bulutlar oluştu
sıcaklık 18 dereceye düştü sağanak yağmur ve gök gürültüsü başladı. Arada bir
yıldırım da düşüyordu. Lofça'ya (Löveç) kadar yağmur devam etti. Lofça'nın
meşhur üstü kapalı köprüsüne gittik. İçinde ıvır zıvır hediyelik eşya satan
dükkanlar var. Arka tepede kale vardı gidemedik. Yağmur tekrar şiddetlendi. Ana
caddeyi bir daha boydan boya geçtik Lofça'dan ayrıldık.
Saat altıda Veliki Tırnova'ya geldik. Kolayca otelimizi bulduk.
Otelimiz ana cadde Stefan Stambolov üzerinde arka tarafı yoldan epey
aşağıda akan derenin yatağına bakıyor, büyükçe bir kavis çizen akarsuyun
çevrelediği alanda çok güzel bir heykel topluluğu tüm çevre yerleşiminden
görülüyor. Heykel arkasında Sanat Galerisi olduğunu öğrendiğimiz de bir bina
var. Odamızın balkonundan gördüğümüz bu manzara çok güzel.
Üstümüzü değiştirdik akşam yemeği için çıktık. Otelimizin yolu
üzerinde otantik bir lokanta bulduk. Semine kuzu Adana Şiş'e benzer bir şey
söyledi, üzerinde fındık kırıntıları var. Ben garnitürlü kemiksiz domuz ayağı
ısmarladım bir de Sezar salata ile iki bira söyledik. Hesap yaklaşık 55 leva
tuttu. Yemek sonrası otelimize dönerken yolda dondurma yedik dondurmanın tadı
bize çocukluğumuzu hatırlattı. Saat 10,30 da otelimize döndük.
10 Eylül Çarşamba Veliki Tırnova
Sabah 8.30'da otelimize çok uzak olmayan Samovodska Charskiya
meydanına gittik. Bir börekçi dükkanı var ama oturup yiyecek masaları yok.
Buraya Şahin ile iki sene evvel geldiğimizde uğramış börek alıp ağacın altında
oturup yemiştik. Etrafta bu kadar çok park etmiş araba yoktu. Meydan eğimli ve
taş kaplı olup meydana çıkan sokakta birçok antikacı var. Meydanı geçtik tekrar
aşağı Stambolov Caddesine indik, ötele doğru döndük biraz ötede set üzerinde
kahvaltı edecek bir pastahane bulduk. Otelin Web sitesinde de otelde kahvaltı
edecek yer olmadığından burayı tavsiye ediyor; Stratilat.
Kahvaltımızda siyah çay yanında Semine İspanyol Omleti, ben İngiliz
Kahvaltı Tabağı aldım. Benim tabakta iki yumurta, iki dilim beyaz ekmek, 6-7
küçük sosis ve 4 parça yağlı et vardı. Etin çoğunu kedi yedi. Kahvaltı tabağı
4,30 leva olup toplam 12,60 leva verdik.
Kahvaltı sonrası yeni şehre doğru yürüdük. Bir bankada para
bozdurduk. 100 avro karşılığı 195 leva aldık. Sonra bir taksiye atlayıp kaleye
gittik. Şoföre 3 leva vermiştim 2 leva tuttu diye bir levhasını geri verdi.
İnsan böyle davranışları görünce şaşırıyor.
Kaleye giriş 6 leva. Kale epey büyük etraf manzarası çok güzel
fakat güneş yakıyor çok sıcak Semine yarı yoldan tansiyonum çıkıyor diye geri
döndü. Kalenin en arkasına gittik oradan tepedeki kiliseye hafif meyilli bir
yoldan çıktık. İndiğimizde Semine kale manzaralı bir cafe'de bira içip
bir şeyler atıştırıyor ben acıkmamıştım bir kahve içtim. Saat 14 civarı
yürüyerek hafif yukarı meyilli bir yoldan otele döndük. 16,30 da buluşuruz
deyip dinlenmek için odalarımıza çekildik. Saat beşe doğru çıktık karşıdaki set
üstü pastahanede oturduk kahve içtik. Güneş biraz devrildikten sonra yeni şehre
doğru yürüdük. Vasil Levski caddesinin ortasına kadar yürüdük. Döndük postahane
binasının karşısında set üstünde bir büyük binanın önünde ağaçların altında bir
lokanta bulduk. Oturacak yerleri parklarda olan piknik masası gibi. Ben köfte
Semine domuz rib aldı, yanında közlenmiş kırmızı ve yeşil acı biberli salata
ile iki bira aldık. Köfte tane hesabı ısmarlanıyor başka yerlerde olduğu gibi
ve tanesi bir leva. Hesap 17 leva. Saat dokuza kadar oturduk sonra otelimize
döndük. Stambolov Guest House.
11 Eylül Perşembe Veliki Tırnova-Ruscuk
Sabah 8,30'da kalktık otel ile hesabımızı (iki gece 200 leva)
kestikten sonra önce gözlemeciye gittik. Çalışanlar Türk idi kolayca anlaştık
sohbet ettik. Sonra çıktık Samovodska Charskiya meydanına çıktık Semine börek
ve sandviç aldı ben de meyva suyu aldım sonra dönüp otelin karşısında set
üstündeki pastaneye gidip çay içtik. Semine eski şehirdeki antikacıdan iki
porselen rakı kadehi aldı. On buçuğa doğru yola çıktık. Önce kalenin arkasında
gördüğümüz köprülü mahalleye uğradık sonra yola koyulduk. Saat 11,30 da Byala
diye bir kasabaya uğradık biraz mola verdik. Yol kenarında birileri
çığırtkanlık yaparak imza topluyordu biz de İlker ile gidip imza attık sonradan
öğrendiğimize göre Türklere karşı olan aşırı milliyetçi partinin propagandası
imiş. Saat bir buçukta Rusçuk'a vardık. Oteli kolayca bulduk fakat yer yokmuş bookingcom
da problem var dediler başka bir ötele götürdüler iyi oldu merkeze daha yakın
Liliya Oteli. Lyuben Karavelov Kahvaltı dahil 45 leva peşin istediler. Eşyaları
bırakıp biraz dinlendikten sonra çıktık. Hava çok sıcak 30 derece gösteriyor.
Serinlemek için Tuna nehrinin yanına indik çok yakınmış. Ağacın altında
otururken bir kadınla konuştuk İstanbullu imiş bir de Türk aile geldi sohbet
ettik. Nehirden esen rüzgarla biraz serinledik nehir boyunca yürüdük sonra
şehre girdik meydanı bulduk. Bol fıskiyeli havuzlu büyük bir meydan. Eski süslü
binaları restore ediyorlar. Meydan kenarında Bir yerde oturduk içkilerimizi
ısmarladık. Saat yediye geliyordu karnımız acıktı yakında bir Çin lokantası
bulduk ahçısı Türk adı İzzet. Yemeğim çok tuzlu ve yağlı idi hepsini
bitiremedim.
Yemek sonrası tekrar nehrin kenarına yürüdük aydınlatma yeterli
değildi etraf karanlıktı. İskeleye yanaşmış bir nehir tenezzüh gemisinde
yolcular yemeklerini yiyordu. Parkın sonunda yolun suya vardığı yerdeki kahvede
oturduk bira içtik. Saat 9,30 da otele döndük. Biraz oyalandık onbirde yattık.
12
Eylül Cuma Rusçuk-Silistre
Sabah kahvaltımızı otelde yaptıktan sonra eşyamızı toplayıp çıktık.
Nehir kıyısından Güney Batı istikametinde devam ederek 19 Şubat caddesine
saptık Çar Samuil caddesi üzerinde Nikolaevska caddesini geçince solda bir cami
gördük. Caminin adı Said Paşa camisi imiş. Yanında imam hatip
lisesi. Bizim Diyanetin yardımıyla yapılan İmam Hatip Kız Lisesi Bulgaristan
Türklerini 150 yıl geriye götürüyor. Kapının üstünde eskiden kalan Osmanlıca
yazıda İslam Kız Mektebi yazıyordu. İçeri girdik bir hanım bizi karşıladı
mektebin 60 talebesi 12 öğretmeni ve dört sınıfı varmış, ismi Neriman
sekreterlik yapıyormuş. Bu gibi okullardan Şumnu ve Dobruca'da da varmış. Sofya
'da da İlahiyat Fakültesi. Saint Ouvan (Sent Uan) caddesinde de bir cami var
dediler gittik bulduk. Yeni bir cami eskisi yıkılıp yerine yenisi yapılmış çok
bakımsız içerde yaşlı bir adam oturuyordu iki de roman çocuk vardı bahçede.
Çocuklara bozuk para vardı 40'ar cent verdim ne işe yarayacaksa. Arabaya
dönerken bir trikotaj mağazasından t-şort aldım 8 levaya giysim kalmamıştı.
Dükkanda güneş gözlüğümü tezgahın üstüne koymuştum üstüne hanımlar bluzlar
koymuşlar çıkarken görmedim kaldı belki mahsus yaptılar bilemem. Gözlüksüz
kaldım fena oldu.
Rusçuk'tan çıkarken Haskova'da arabayı teslim aldığımızda
sıfırladığımız kilometre sayacı tam bin kilometre yol aldığımızı gösteriyordu.
Rusçuk çıkışında Osmanlı'dan kalan kale kapısı olan Kyunt(uk) Kapu'yu görmek
istedikse de yolun aşağısında tarlalar arasında kaldığını gördük zamanımız da
kısıtlı olduğu için yanına gitmekten vaz geçtik. 1878 Balkan bozgunundan sonra
imzalanan Berlin Antlaşmasında yer alan maddelerden biri de Bulgaristan'daki
tüm kalelerin yıkılması idi bu kale kapısı da o günlerin hatırası olarak
kalmış. Yolumuzun Razgrad şosesi olduğunu anlayınca döndük Tetrokan üzerinden
Silistre yoluna saptık.
Tetrokan'a vardıktan sonra Softa Baba türbesini kolayca bulduk. Türbenin etrafında mezarlık var, bahçe kapısı da kilitliydi giremedik. Dönerken yol üstündeki sağdan üçüncü ev bahçesinde oturanlara merhaba dedik meğerse Türk ve türbenin sahipleri imişler. Hemen anahtarları getirdiler döndük bir hanımla beraber içeri girdik. Bahçe içerisinde sekizgen üstü konik yapı Softa babanın türbesi etrafındaki mezarlıkta demir parmaklıkla çevrili mezarın anne tarafından dedelerinin olduğunu anlattı. Hanımın adı Tekgül babasının adı da Muharrem imiş. Ziyaretimiz Muharrem beyi çok duygulandırdı, gözleri yaşardı. Softa Baba'dan bahseden kitaplar mecmualar getirdi bizler de çok duygulandık. Türbeyi tamir ettiremiyorlarmış, ilgili yetkililer biz tamir ederiz ama buranın tapusunu bize verin diyorlarmış. Mezarlığın bir kısmından yol geçirmişler güzergâhındaki mezar taşlarını yolun kenarına yığmışlar. Resimler çektik Tekgül hanımın anlatımını videoya kaydettik. Durumları pek iyi değil. Semine türbenin bir ihtiyacı için lazım olur diye biraz para bıraktı. Bize bahçelerinden üzüm ikram ettiler, vedalaştık hüzünle ayrıldık. (Aradan iki sene geçtikten sonra Google haritalarda Türbeyi aradım bulamadım silinmiş, Fakat yeryüzü şekillerinden yerini tespit edip tekrar iki resimle kaydetmeme rağmen aradan bir kaç sene geçtikten sonra tekrar silinmiş. Ağustos 2022 bu yazıyı yayınlarken tekrar yerini tespit edip kaydettim. Birileri varlığını silmek istiyor anlaşılan, bunu da devlet eliyle yapıyor olabilir.)
Tetrokan ve karşı kıyıda Romanyanın Oltenita kasabası
Silistre'ye girerken ağaçlıklı bir caddede durakladık. Geniş
kaldırımın karşısındaki dükkan önünde bir masa atmışlar etrafında üç beş kişi,
dükkan camında da bir resim baktım ayni kişi masada oturuyor. Resmin altındaki
yazıyı da okuyabildim Ramadan Atalay. Gittim merhaba dedim elini sıktım.
Meğerse ekim ayının beşinde parlemento seçimi varmış, milletvekili olan Ramadan
bey de birinci sıradan Hak ve Özgürlük Partisinden seçime girecekmiş. Silistre
bölgesinde en az iki milletvekili çıkarabilirlermiş. Bir iki hoşbeşten sonra
burada bir gece kalacağımızı söyledim, hemen birisini çağırdı pahalı olmayan
bir ötele bizi götürmesini söyledi yakındaki Viyana Oteline gittik geceliği
kahvaltı dahil 70 levaya anlaştık. Tertemiz ve kocaman bir oda verdiler.
Ramadan Atalay beyin Hak ve Özgürlük partisinin seçim bürosu
Saat beşe kadar dinlendik çıktık yürüyerek merkeze doğru
giderken seçim bürosunun önünde Ramazan beye teşekkür edelim dedik. Bizi
yanındakilerle tanıştırdı. Birisi Silistre Valisi imiş seçim için hükümet
istifa edince o da istifa etmiş, bir diğer kişi de altıncı sırada adaymış
eskiden enerji genel müdürüymüş. Silistre'den dört milletvekilliğinden ikisini
alırız diyor. Sohbet esnasında tabyaları da gezeceğimizi söylediğimizde siz
yolu bulamazsınız diye hemen Metin isimli birisini çağırdı bizi Mecidiye
Tabyalarına götürüp giriş kapısını göstermesini söyledi. Metin bizi arabası ile
aldı Tabyaların olduğu yere götürüp giriş kapısını gösterdi. Tamam yarın sabah
gelir gezeriz dedik teşekkür ettik dönüşte bizi çarşıya bıraktı. Yürüyerek Tuna
nehrinin yanına indik uzaktan gördüğümüz lüks Drustar oteline kadar yürüdük
döndük kıyıda bir kafeterya bulduk oturduk. Bira patates kızartması ve iki
tabak balık tava ısmarladık. Birinci balık tabağı çaça küçük balık ikinci daha
iri istavrit büyüklüğündeydi. Hesap 13,5 leva tuttu.
13
Eylül Cumartesi Silistre-Varna
Saat 8'de kahvaltıya indik. İlkerler bizden önce inmişler. Kahvaltı sonrası bavulları topladık dokuzda otelden çıktık. Dün gördüğümüz çarşı içindeki eski camiye gittik resimler çektik. Biraz bakımsız ve kapalı terk edilmiş gibi. Bulgarlar herhalde açılmasına mani oluyordur. Dönerken İlkerler pasaportlarını otelden almamışlar neyse ki yolumuz üstü daha şehirden çıkmadık. Şehrin Şumnu istikametindeki çıkışında hafif yokuşu tırmanınca sola sapınca Mecidiye Tabyalarına gidiliyor. Bol yeşillik arasından giderken önümüze bir otobüs düştü. Takip ettik onlarda Tabyaları gezmek için gelmişler. Giriş parası ödemedik içerde bir de müze var. Saat 10,30 da ayrıldık. Yolda 11,30 da bir köyde durduk pazar kurulmuştu. Pazardan Türkiye'ye götürmek için kurufasulye ve kurutulmuş patlıcan aldık. Seyyar bir köfteciden ekmek arası iki köfte aldık. Köfteler iri ve çok lezzetli, tanesi bir leva ekmekle beraber 2,70 leva verdik. Saat 12 ye doğru Bliznatsi kavşağına geldik. Yol ayrımında sordum bir köy ziyareti yapalım mı diye herkes kabul etti. TRT de mühendis Hayrettin Fikir'in kayınbabası ve kaynanasının köyü olan İglika'ya (Kalaycı Köy) gideceğiz. Bliznatsi (Ekisce) yoldan 4 km. içerde köyün çıkışında yanlış yola sapmışız 5 km. gittikten sonra başka bir köye geldiğimizden döndük diğer yola saptık Kalino (Çamurlu Köy) köyü geçince İglika'ya geldik Ana yoldan toplam 8 km. Köy girişinde solda baktık evin bahçesinde bir kadın ve bir erkek sorduk Mehmet Şen'in evi diye biziz dediler. Mehmet beyin eşinin adı Beride bir de annesi var Ayşe hanım. Kışın İzmir'e Buca'ya gidermiş. Herhalde çok soğuk oluyor diye oğlunun yanına gidiyor. Bizi ağırladılar kahve içtik elma yedik domates ve kimyon verdiler. Saat 12'den 13,45'e kadar oturduk. Bahçeyi gezdik çok güzel bahçe yapmışlar, domates, biber, mısır vs yetiştiriyorlar, bir sürü hayvanları var. Tavuk, kaz ördek arası bir cins Tokat tavuğu, tavşan, koyun, güvercin ne ararsan var. Güzel hatıralarla ayrıldık.
Varna yolu üzerinde Şumen'e uğrayıp Tombul Camisini ziyaret ettik
içinde dışında demir dayanaklar var iskele kurulmuş, güya restorasyon
yapacaklar Bulgarlar yeni izin vermişler Türkiye'den onay bekliyorlarmış. Cami içi
tamamen süsleme dolu. Cami 1740 ile 1744 yılları arasında Şerif Halil Paşa
tarafından yaptırılmış. Ben sana paşa değil adam olamazsın diyen babasını
memnun etmek için yaptırıldığı söylenir. Cami Bulgaristan'da bulunan en büyük
cami olup Balkanlar'ın da ikinci büyük camisidir. Kubbesinden dolayı
Tombul denir.
Şumnu'dan sonra Madara'ya uğrayıp devasa kaya kabartmasını
göreceğiz. Madara köyünün 2 km. doğusunda 8. yüzyıl başlarından kalma bir
kabartma. Giriş bir leva araç parkı 4 leva. Aracı park ettik hanımlar merdiven
var diye biz oturur bekleriz dediler. Önce kabartmaya varmak için 200 basamaklı
bir merdiveni tırmandık. 80 metre yükseğe 40 metrekare, Bulgar devletinin 681 de
kurulmasından sonra yapılmış. At üzerinde bir süvari sol elinde bardak ve atının kuyruğu düğümlü(bu bile
sadece Turani bir kavim olduğunu ispatlar ama onlar yeni moda biz İrani bir
kavimiz diyorlar), atın ayakları arasındaki arslanı mızraklıyor atın arkasında
da bir köpek. +Önüne demir iskele koymuşlar doğru dürüst göremedik. Aşağıdaki fotoğrafta atlının kabaca dış hatlarını çizdim. Sonra
yukarıdaki kaleye tırmandık İlker bir yerde pes etti ben biraz daha tırmandım
baktım bir şey yok sadece manzara güzel resim çektim döndüm. Röliyefin önünden
geçtik mağaralara gittik bir özelliği yok. Adamın biri gayda çalıyor arkası
yüksek kayalık olduğu için ses güzel ve gür geliyor.
16,30 da Madara'dan ayrıldık, otoyoldan bir saatte Varna'ya vardık.
Evi kolayca bulduk ev sahibine telefon ettik 10 dk. sonra gelirim dedi 20
dakika sonra kadının kocası ve oğlu geldi. Çocuk ortaokulda okuyormuş, güzel
İngilizce konuşuyor. Anahtarları aldık para veremedik. Yarın sabah çocuk 9'da
gelecek. İlker ile çıktık Carrefour'dan akşam yemeği için nevale aldık. Şarap,
bira, sosis, yumurta, peynir aldık 35,45 leva tuttu. Akşam oturduk yemeğimizi
yedik günün olaylarını konuştuk sohbet ettik. Saat on buçukta uykumuz geldi.
14
Eylül Pazar Varna
Saat 8,30'da çocuk geldi 105 avro verdik üç gece kalacağız iki
odalı bir daire çarşı pazar yakın tam karşısında pencereden izlediğimiz sıra
ile belki 15 çiçekçi dükkanı var hiç boş durmuyorlar önüne araba ile gelip bir
buket çiçek alıp gidiyorlar.
Saat 11'de çıktık Balçığa otoyoldan değil yan yollardan giderek
etrafı görelim istedik. Deniz kıyısı otel dolu. Mevsim biraz geçmiş olduğu için
fazla kalabalık değil. Balçık'da limanın üstündeki yolda park ettik kıyıya
indik ve geriye doğru yürüdük. Kıyı boyu lokantalar sıralanmış. Binaların
bitişinden sonra başlayan parkta Romanya kraliçesi Marie'nin yaptırmış olduğu
minareli binaya kadar bir kilometre yürüdük. Cami zannettiğimiz bina
meğerse kraliçenin yazlık sarayı imiş her dine saygılı olduğu için böyle
yaptırmış, yazlık sarayın arkası on hektarlık botanik bahçesi. Bulgarlar Villa
Tikhoto Gnezdo (sessiz yuva) diyorlar. Döndük biraz daha kuzeyde Kavarna'yı da
görelim dedik gene ara yollardan giderken yolumuzu şaşırdık yolda gördüğümüz
bir Roman'a sorduk adam sarhoş olduğu için yolu güzel tarif edemedi yandaki
bahçeden biri İngilizce tarif etti. Gene yolu tam çıkaramadık bu sefer
romanların mahallesine düştük fakat yollar çok düzgün ve çok temiz bizim
buralardakiler ile ilgisi yok. Sıra sıra villa gibi bahçeli evler yapmışlar.
Çocuklara sorduk tarif ettiler tabii hepsi güzel Türkçe konuşuyor. Limana giden
yolu bulduk. Etrafı yüksek tepeler arasında kalmış bir koy biraz salaş fakat
yeni oteller yapılıyor, kıyıda oturup birer kahve içtik. Planımızda dönerken
Dobriç'e uğramayı düşünmüştük geç oldu Varna'ya Anayol'dan döndük.
Evde yarım saat dinlendikten sonra çıktık yürüyerek merkeze
gittik. Slivnitsa bulvarından deniz kenarına doğru yürüdük. Daha
evvel 2012 yılında Şahin ile geldiğim zaman burada bir Ermeni antikacı vardı
bulduk Semine bir porselen köpek almış. Dönüşte İlker ile önden hızlı yürüyerek
evin çaprazındaki Pazar'dan nevalemizi aldık iki kızarmış tavuk 9 leva.
15
Eylül Pazartesi Varna
Sabah kahvaltımızdan sonra karşı taraftaki bankadan 100 avro
bozdurduk 195 leva aldık. Bir taksiye binip merkezdeki Meryem Ana Kathedraline
gittik. Bu altın kaplı kubbeli kilise Sofya'da ki Aleksander Nevski'den sonra
Bulgaristan'ın en büyük ikinci kilisesidir. Kiliseyi gezdikten sonra karşı
tarafa geçerek parka girdik, kırmızı boyalı tiyatronun önünden ve Deniz
Kuvvetleri Komutanlığı önünden geçerek Roma hamamı kalıntılarının olduğu tarihi
yere geldik, etrafını dolaştık yanındaki kilisenin bahçesinde oturduk
dinlendik. Behçet isimli biri geldi resminizi çekeyim dedi sonra iki leva
vereceksiniz diye tutturdu. Savdık bahçeden çıkıp yandaki kafeteryaya oturduk.
Pizza yedik. Behçet gene geldi iki leva istiyor mecburen verdik gitti.
Biralarımızı bitirdikten sonra kalktık kıyıya doğru Deniz müzesinin olduğu
parka gittik. Burada 1912 de Hamidiye zırhlısını batıran denizaltıyı, mayın döşeyen bir
gemiyi ve diğer küçük gemileri teşhir ediyorlar. Buradan Ekzarh Yosif meydanına
ve sonra da Knyaz Boris I. caddesinden yürüyerek Slivnitsa Bulvarına çıktık
herkes gibi biz de birer dondurma aldık. Dönüşte yorgun olduğumuz için bir
taksiye yedi leva verip eve döndük.
16
Eylül Salı Varna-Burgaz
Sabah 10,30 da yola çıktık. Kilometre sayacı 1550 gösteriyor. 38
avroluk mazot aldık. Nesebar'a 11,40 ta geldik. Denize doğru bir dil
gibi uzanmış eski yerleşim yerini dar bir kıstak karaya bağlıyor. Girişte önce
sağ taraftaki parka gittik yer bulamadık sol taraftaki park müsait idi. Nesebar
tamamı ahşap binalar ile yapılmış üst katları pansiyon veya otel altları
hediyelik eşya satan dükkanlarla dolu çok şirin turistik bir kasaba. fakat
yabancıdan çok yerli turist var. Bir saatte gezimizi bitirdik saat yarımda ayrıldık
park parası saati 2 levaymış.
Burgaz'a girişte gene yolumuzu şaşırdık yönümüzü kaybettik yol
üstünde bir otelde resepsiyondaki kişiye elimdeki haritayı gösterip nerede
olduğumuzu işaretlemesini söyledim. Yerimizi öğrenince kolayca kalacağımız yeri
bulduk. Ev altı katlı ve bize ayırdıkları yer çatı katı, bavulları
çıkaramayacağız için içindeki gerekli eşyalarımızı küçük el çantalarımıza
koyarak çıktık. İki gece kalmaktan vaz geçtik. Biraz dinlendikten sonra indik
sokak başındaki kafeteryada birer kahve içtik sonra iki tarafı ağaçlıklı
Aleksandrovska Bulvarından Güney'e doğru yürüdük Troykata meydanına geldik
devam ederek tren garına kadar geldik. Buradan geri dönerek sağa doğru Aleko
Bogariti sokağına saptık. Sokak sağlı sollu eski evler ve kafelerle
dolu sempatik bir yol. Arkeoloji Müzesi de burada. Değişik yollardan otele döndük. Köşedeki kafeteryada oturduk şaraplı yemek yedik saat 9,30da
kalktık.
17
Eylül Çarşamba Burgaz-Haskova
Kahvaltıdan sonra 10,30 da yola çıktık yolumuz 202 km. Öğle vakti
bir benzin istasyonunda mola verdik hazırlamış olduğumuz nevaleyi yedik. Nur
peynirli krep Semine tavuklu sandviç hazırlamış ben de meyve sularını aldım.
Yolda Stredets'de yolu şaşırdık şehirde biraz dolaştık. Saat
ikibuçukta Haskova'ya vardık. Tekrar Oasis. Otele geldik bu sefer 40 levalık
iki ayrı yataklı oda tuttuk. Kiralık araç sahibine telefon ettik saat dörtte
teslim etmek üzere anlaştık. Sonra İlker ile garaja giderek dönüş biletlerimizi
aldık parasını peşin ödemiştik problem olmadı. Döndük son hesapları yaptık
alacak verecek kalmadı sadece araç kira parasını kredi kartı ekstresi
geldiğinde hesaplaşacağız. Biraz sonra arabayı teslim alacak adam geldi benzin
istasyonuna gidelim depoyu dolduralım dedi halbuki gelirken Harmanlı'da depoyu
48 levaya doldurmuştuk. Giderken trafik sıkıştı bol yakıt harcadık.
11,85 levalık mazot aldık adam bir de 8 leva araba yıkama
parası istedi. Evrakları imzalattık aracı kazasız belasız teslim ettik. Otele
döndük Semine beklemekten sıkılmış çarşıya çıkmış. Kadın yedek anahtarı verdi
içeri girebildim hava soğuduğu için montumu giydim. İlkerlerle çıktık Semine'yi
aradık telefon ile pazar yerindeymiş elinde torba dolu bir sürü şey almış. Siz
az dolaşın biz torbayı bırakıp geliriz dedik, levamız kalmadığı için biraz para
bozdurduk. 50 lira karşılığında 32,5 leva verdiler. Haskova'da Türk çok ve
Türkiye'ye gelen giden için başlangıç noktası olduğu için lirayı bozuyorlar.
Saat altı buçukta İlkerleri bulduk merkezdeki parkın alt tarafında tahta sıralı
bir lokantada köfte, salata ve patates kızartması yiyip bira içtik. Saat dokuza
doğru ötele döndük. Erkenden yattık gece uykum kaçtı uyandım günlüğü yazdım sabah beşe doğru uyudum.
18
Eylül Perşembe Haskova-İzmir
Sabah geç kalktık. Son günümüzde alış verişlerimiz için yakındaki
süpermarket Kaufland'a gittik epey oyalandık ben hediyelik yarım litrelik votka
aldım 5,50 leva. Semine bir litrelik Johny Walker bir Ramazotti bir de Martini
almış.
Bavulları hazırlayıp otelin emanetine bıraktık yemek için meydana
indik. Ağaçların altında bir kafeteryaya oturup kahvelerimizi içtik. Üç buçukta
kalktık otelden bavullarımızı aldık Semine yürüyemeyeceğim dedi biz bir taksi
ile garaja gittik. Saat beşi çeyrek geçe otobüs Kırcaali'den geldi. Bulgar
gümrüğünde bir saat kadar oyalandıktan sonra sabah dört yirmide Çiğli Metro
mağazasının önünde otobüsten indik. Taksi bulmak problem oldu. Semine
Mavişehir'e yakın diye ısrar etmişti halbuki Çiğli merkezde inseydik kolayca
taksi bulabilirdik. Neyse ki indiğimiz yerde Umut bakkaliyesi yirmidört saat
açıkmış sahibi yardım için iki kere telefon edip taksi çağırdı adamla sohbet
ettik doğulu ve aydın bir kişi. Saat beşte eve vardık biraz oyalandık yattık.
Bu
gezide kat ettiğimiz yol;
İzmir
Haskova arası git gel
660+660=1320 km.
Bulgaristan'da
yapılan yol;
1839 km.
Benzin
sarfiyatı. 104 litre.
271 leva
Otel
paraları. 14 gece için.
677 leva
Bozdurduğumuz paralar;
Karşıyaka.
667 lira 1,45
ten
460 leva
Veliki Tırnova.
100 avro. 1,95 ten.
195 leva
Varna.
100 avro.
1,95 ten.
195 leva
Varna.
55
avro. 1,95 ten.
107. leva
Haskova.
50 lira.
1,54 ten. 32,5
leva
Toplam: 989.50 leva
765+667+50= 1482
Nakit
harcama. 1482.00 TL
Kredi
kartından.
898,72. TL
Taksi
paraları. 32,50. TL
Bulgaristan
otobüs bileti. (Gidiş dönüş iki kişi) 300,00. TL.
TOPLAM.........................
2713,22. TL
Bu
geziyi bu gün (17-08-2022) yapsak leva altı misliden fazla artmış yaklaşık 9,34 lira olmuş,
17 bin liradan aşağı çıkaramayız. (Semine'nin Hediyelik eşyaları hariç)








.jpg)
.jpg)
.jpg)

Yorumlar
Yorum Gönder