Bulgaristan Eylül 2014


Bulgaristan 

Hazırlık

     Bulgaristan gezi hayalimiz aylar öncesi başladı, daha evvel Nur ve İlker Ergin ile yaptığımız  2009 yılında Polonya, 2011 yılında Fransa, İspanya, Portekiz gezisinden esinlenerek Bulgaristan'ı detaylı bir şekilde kiralık araç ile gezmeye karar verdik. Ben önce Bulgaristan göçmeni olan arkadaşım İbrahim Yılmaz ile buluşarak bilgi aldım. Bana bir Bulgaristan karayolları haritası da verdi.

     Karşıyaka Çarşısı'nda bulunan bir döviz bürosundan da Bulgar parası aldım. İlk gittiğimde ellerinde 240 leva vardı ertesi gün gelirsem biraz daha bulacaklarını söylediler ertesi gün 220 leva daha aldım. Bu aldıklarım en düşük kurdan aldığım para oldu.

4 Eylül 2014 İzmir-Haskova gidiş.

     Sabah saat 5.45 de uyandık. Altı buçukta evden çıktık taksi ile Mavişehir İzban Metro İstasyonuna gittik. Taksiye 10 lira verdik. 6.50 de bindiğimiz İzban 7.10 da bizi Halkapınar istasyonunda bıraktı. Tekrar bir taksiye binip Akbulut Seyahat otobüslerinin kalktığı yere gittik. Taksiye 15 lira verdim.

     Otobüsümüz saat sekizde kalktı. Ayvalık civarında 20 dakika moladan sonra Lapseki'ye kadar durmadı. Saat 14 de arabalı vapura bindik on dakika sonra kalktı. Gelibolu'dan sonra hiç durmadan yol alarak 17.30 da sınıra geldik. Yolda bir ara yağmur yağdıysa da fazla etkili olmadı geçti. Sınırı çabuk geçtik problem çıkmadı. Saat 19.30 da Haskova'ya vardık.

     Garajda indiğimizde Haço isimli Türkçe bilen bir taksi şöförüne gideceğimizi oteli söyledik 3 leva dedi. Demek ki Şahin ile geldiğimizden beri ki üç buçuk yıl geçmiş olmasına rağmen taksi fiyatları artmamış hem de pazarlık etmeden bu fiyatı verdi. Haço'nun babası İstanbuldan gelmiş Ermeni imiş. İlker ev rakısı var mı diye sordu. Bagajda varmış yedi levhaya litresi, demek ki soran çok oluyor ki bagajda hazır bulunduruyor. İlker İki yarım litre aldı. Haço'ya dört leva verdim sevindi. Bayağı cüsseli göbekli sempatik biriydi. Oazis otelinde pazarlıkla 30'ar levaya iki oda tuttuk. Odamızın numarası 15.

     Bavulları bıraktık hemen kendimizi dışarı attık otelin önünden aşağı giden yoldan yürüyerek küçük bi havuzu ve kenarında güzel bir ok atan savaşçı heykeli olan parka gittik. Giderken beş levaya iki bira aldık ve yanımızda getirdiğimiz nevaleleri yedik. Etrafı biraz dolaştık yorgun ve uykusuz olduğumuz için saat onda otelimize döndük. Gece susarız diye 1,60 levaya büyük bir su aldım. Odada meyvalarımızı da yedikten sonra not defterimi yazdım saat onbirde ben de yattım.

     Kendilerinin de çelişkili ifadeleri olan Bulgar tarihinden biraz bahsedersek ilk bilgi Bizans kaynaklarına göre MS 5. yüzyılda Bulgarların Karadeniz'in kuzeyinde Azak denizinin sağında ve solunda yaşadıkları şeklindedir. 584 tarihinde Kubrat Han tarafından kurulan Büyük Bulgar devleti 665'e kadar Avarların Batı'ya itmesine kadar devam etti. Bulgar sözcüğü aslında karışmış anlamındadır. (Bulgamak) Bu da Türk, Hun, Hazar ve Avarların karışımından dolayı bu ad verildiği anlaşılmaktadır. (Bazı radikal etnik gruplar kendilerini Türklükle ilişkilendirmemek için Hind-Avrupalı olarak İrani ırktan geldiklerini savunuyorlar) Kubrat Han ölünce beş oğlu devleti paylaştı bunlardan Asparukh kendisine bağlı kabileler ile Karadeniz'in batısına Tuna deltasına gelerek yurt kurdu. 680 yılında Bizans'ın yenilgisi ile sonuçlanan Ongal harbi sonrasında 681 yılında yapılan antlaşma ile bu günkü Bulgar devletinin kurulduğu varsayılır. Bulgarlar burada Slav çoğunluğu ile karıştı IX. yüzyılın ilk çeyreğinde de Kiril alfabesini kullanmaya başladılar. Boris I ortodoks hrıstiyanlığı seçerek Micheal adını aldı ve hızlı bir şekilde asimile olarak Slavlaştılar. 1018 yılında Bizans boyunduruğuna giren Bulgarlar 1185 de tekrar istiklallerini kazandılar ve 1396 Niğbolu'da Osmanlılar'a yenilene kadar muhafaza ettiler. Yaklaşık beş asır sonra Rusların yardımıyla 1878'de ve 1885'de de Doğu Rumeli ile birleşerek bu günkü statülerini elde ettiler.

     Doğuda kalan İtil (Volga) Bulgarları 922 yılında müslüman oldular. Bunlar tarihte ilk müslüman olan Türk boyları olup XIII. yüzyılda Altınordu devleti tarafından yıkılana kadar hüküm sürmüşlerdir.


                                             Atlantik Meydanı ve tarihi saat kulesi

 
Belediye binası


Ivan Dimov Dramatic Theatre




5 Eylül 2014 Haskova-Filibe

     Sabah sekizde Nur kapımızı çalarak uyandırdı. Gece çok yağmur yağdı. Burnum tıkalı olduğu için rahat uyuyamamıştım. Odada tek yatak var biraz dar gece rahat edemedik keşke kadının 40 leva diye ısrar ettiği zaman kabul etseydik böyle sıkışmazdık. Evvelce kaldığımızda gene 30 leva vermiştik ama iki ayrı yataklı idi. Herhalde o zaman turizm mevsimi değildi otelci kıyak çekti. Neyse dönüşte 40 leva verdik doğru dürüst bir odada kaldık. Odada kapının arkasında odanın fiyatı ile ilgili resmî liste de var. Boşuna pazarlık ettik.

     Kalktık yukarı İlkerlerin odaya çıktık aldığımız nevaleler ile kahvaltımızı yaptık. Aracı İlker Türkiye'den ayarlamıştı. Günlüğü 30 avro'dan 12 günlük 360 avro. Kredi kartı ile ben ödemiştim yaklaşık 1000 lira, paylaştık. Arabayı teslim edecek adam saat 10'da gelecekmiş. Çıktık biraz dolaştık. Otelin karşı kaldırımında ayak üstü bir kahve içtim yarım leva. Arabayı  adam saat 10,10 da getirdi.. Araba Ford Mondeo koca araba dizel motor. Bulgaristan'da arabaların çoğu mazotlu olduğu için, benzinli arabayı teşvik etmek için benzin fiyatlarını mazot fiyatlarından aşağı çekmişler. Aracı getiren şirketin sahibi imiş adı Valeri. Karısı ile beraber gelmişler Kuşadası'na gideceklermiş, her sene gider tatil yaparlarmış. 

     Eşyaları yükledik. Hanımlar gezerken biz de otobüs garajına gidip dönüş biletlerini ayarladık 18 eylül akşam saat 5'de. Döndük Semine Bulgaristan resimli bir kupa 4 leva, bir de 10 levaya erik rakısı almış. Arabaya binip Haskova'nın sembolü olan ve şehrin her tarafından görülen Virgin Mary heykeline gittik. Yakındadır diye yürüyerek gideriz sanmıştık dün gece, meğerse uzakta ve tepede imiş. Heykelin önündeki yolda aracımızı park ettik yanına gitmek için merdivenleri tırmandık. Buradan Haskova'nın görülen güzel bir manzarası var. Ayrıca yan tarafında bir çan kulesi var tepesine çıktık fotoğraflar çektik. 

     Yola koyulduk, Valeri 40 km sonra Parmovay köyünde iyi kaşkaval bulacağımızı söylemişti. Köye girdik saat 2'ye geliyordu güzel bir lokanta gördük. Hadi yemek yiyelim dedik. Biz bir madalyon et, yanında peynir rendelenmiş patates kızartması ve iki Zvorka bira içtik toplam 11,60 leva tuttu 12,20 leva verdim.

     Yemekten sonra kaşkaval satan küçük dükkanı bulduk. Bir küçük teker kaşkaval'a 12 leva verdim. Semine de biraz kestirmiş büyük tekerden 6,5 leva vermiş. Magazin'den bir Karelia sigara (4,40 leva.) ile Miholkova su(0,90 lv.) aldım.

     Yola çıktık kısa sürede Filibe'ye geldik. Oteli Panasonic fotoğraf makinama yüklediğim haritalar ile kolayca bulduk. Otelin bodrumuna aracımızı park ettik odalara çıkıp eşyaları bırakıp hemen çıktık. Otel Alliance 4 yıldızlı otele ertesi gün 79,75 leva ödedik.

     Otelden çıkınca Ruski caddesinden karşıya geçip İvan Vazov caddesinden yürüyerek merkez meydanına çıktık. Knyaz Aleksandr I caddesinden  eski şehre doğru yürüdük. Arada yağmur çiseliyordu. Cuma Camisine kadar geldik. Yolda Semine biraz yoruldu oturup az mola verdik. İlker ile Billa süpermarkete girip iki kutu konserve balık, dört sosis iki domates iki salatalık ve plastik çatal kaşık içmek için bir şişe Merlot  Brestovitsa Vinery  bir şişe Kamenitza bira aldık. Billa'nın karşısındaki kitapçıdan bir Bulgaristan karayolları haritası aldım (2,50 leva). Yağmur sağanak olarak başladı otele dönüşte zorlukla taksi bulduk 5 levaya. Odamızda yemeklerimizi yedik yemek sonrası defterimi yazdım saat 22,45, banyo yapıp yatacağım.

 

Cuma Camii

Kaleye çıkan Saboma Caddesi,


Eski şehirden konaklar.

Nebet Tepe

Antik Roma tiyatrosu

6 Eylül 2014 Cumartesi Filibe-Sofya

     Sabah telefonun alarmı ile 7,30 da uyandık. Otel çok iyi idi. Gece çok yağmur yağdı. Saat sekizde kahvaltıya indik dokuza kadar oturduk. Otel paramızı 79,75 leva olarak kredi kartı ile ödedim. Eşyalarımızı arabaya yükledik, eski şehrin kenarında Perpeliev Caddesi sonundaki park yerine aracımızı bıraktık. P.R. Slaveykov  yolundan hafif meyil yukarı çıktık. Sağlı sollu restore edilmiş evlerin arasından geçerek Hisar Kapı'yı geçtikten sonra geldiğimiz dört yoldan kaleye doğru sağımıza saptık. Bu yol üstünde sağ tarafta bahçe içinde restore edilip Etnografya müzesi olarak açılmış süslü bir köşk var. Bahçesinde oturup dinlendik otomattan 4 levaya hatıra parası aldık. Biraz daha tırmanarak Nebet (nöbet)Tepe'ye vardık. Buradan şehrin çok güzel görüntüsü var.

     Kaleden dönerken Roma Anfitiyatro'suna geldik yorulmuş olduğumuz için tiyatronun üst tarafındaki kahvede yarım saat manzaraya karşı kahvelerimizi yudumlayarak mola verdik. Arabayı bıraktığımız yere dik bir yokuştan inerek saat birde geldik. Hemen hareket ettik otoyola çıkmadan 40 km kadar gittikten sonra Pazarcığa geldik içinde bir tur atarak şehirden çıktık otoyola girdik. Sofya'ya otoyol Çarigrad yani İstanbul yolu üzerinden giriyor. Çarigrad,  Çarların şehri demek Ruslar da ayni kelimeyi kullanıyor. Sağa dönülecek caddeyi atlamışım Aleksander Nevski kilisesine kadar gitmişiz. Yolu sorduğumuz polisler Madrid Caddesini tarif edemediler. Döndük dolaştık nihayet tramvay yolunu takip ederek kalacağımız apartmanı bulduk. Daireyi teslim edecek adam da gelmişti saat tam dört, biz hangi köhne apartman derken yandaki modern binada olduğunu öğrendik. Aracımızı bodrumda garaja soktuk. Adama kredi kartı ile İlker 270 leva ödedi. Bavullarımızı binanın 4. katında 30 numaralı daireye çıkardık. Geniş bir salon iki yatak odası iki tuvalet ve balkonu olan daire beş yıldızlı otelden de iyi. Hemen eşyaları bırakıp indik. Binanın zemin katından direk alış veriş merkezi Billa'nın içine geçiş var yalnız kapılar çipli anahtarlık ile çalışıyor.

     Bir taksiye 4 leva vererek A. Nevski kilisesine gittik. Önce kiliseyi dolaştık oradan bit pazarı hala kalkmamış dolaştık, Semine iki porselen biblo aldı. Daha sonra Rus kilisesini ziyaret edecektik içerde ayin vardı giremedik. Devam ederek Milli Bulgar Bankası yanındaki Arkeoloji Müzesi olarak kullanılan Eski Cami ve "Prezidensy" nin orta avlusundaki kiliseyi gördük. Artık akşam olmuş yemek vakti gelmişti. Pri Yafata lokantasını aradık, Aleksander Dondukov Bulvarı üzerinde epey yürüdük bulduk. Fiyatlar yüksek ama güzel bir yer. Et yemekleri 20 leva civarında. Hesap 79,70 leva tuttu. Çıktık bir taksiye bindik apartmana geldik. Billa'ya uğradık sabah kahvaltısı için nevale aldık. 15 leva tuttu peşin verdim. İlker de bir şişe şarap aldı. Oturduk balkonda içtik. Saat onbirde Semine yattı ben defteri yazmaya başladım on ikiyi yirmi geçe yazım bitti.

 

Rotunda, St. George Kilisesi


Sinagog

Alexander Nevsky Katedrali

Banya Başı Camisi

Parlemento Binası

7 Eylül Pazar Sofya

     Sabah erken uyandım, saat sekide herkesi kaldırdım, dokuzda hep beraber kahvaltıya oturduk. Saat onbirde evden çıktık bir taksiye atlayıp Banya Başı camisine gittik. Taksiye 4 leva verdim. Mimar Sinan'ın eseri olduğu söylenen Camiyi gezdikten sonra kuzeyinde bulunan sıcak su kaynaklarının olduğu yere geldik. Caminin arkasında Doğu tarafında kullanılmayan büyük bir hamam var (2015 yılında Osmanlı'dan hiç bahsetmeyen Bulgar Tarihi Müzesi açılmış). Sıcak su kaynaklarında birçok çeşmeden halk bidonunu getirip suyunu dolduruyor. Ana caddenin karşı tarafına geçerek kapalı pazar yerine girdik. Buranın içinde güzel ve temiz dükkanlar var. Pazarı gezip dondurmalarımızı yedikten sonra çıktık, arka tarafındaki Sinagog'un yanından Ekzarh Yosif caddesinden yürüyerek açık pazar yerine gittik. Pazar'ın kurulu olduğu Stefan  Stambolov caddesi birbirini dik kesen cadde ve sokakların arasında verev bir konumda kuzeyden güneye doğru Vladaya nehrine paralel Slivnitsa bulvarından Todor Aleksandrov bulvarına kadar 900 metre uzuyor. Buraya Zhenski Pazar deniyor. Nehrin kenarına kadar gidip geldikten sonra yemek yenen bir yerde onlar sosis ben börek yedim. Börek ve ayrana 1,5 leva verdim.

     Pazar gezimizden sonra Aleksand Nevsky Katedrali arkasındaki bit pazarına gittik. Ben bir bankta epey uyukladım. Saat üçten sonra  yürüyerek atlı heykel Çar Osvoboditel'in yanına oradan da İvan Vazov Milli Tiyatronun önündeki parka geldik. Oturduk dinlendik. Sonra gezinti yeri olan trafiğe kapalı Vitoşa caddesine çıktık, cadde üzerinde bir yerde oturduk kahvelerimizi içtik. Cadde üzerinde gezindikten sonra kuzeye doğru Svete Nedelya kilisesine oradan Arkeoloji Müzesine doğru yürüdük. Çok yorulmuştuk bir taksi çevirdik dört leva verip kaldığımız Apart Hotel'imize geldik.

 

Çar Osvoboditel

 Ivan Vazov Tiyatrosu

Vitosha Caddesi


Vitosha Caddesi


8 Eylül Pazartesi Sofya-Vidin

     Sabah biraz ağırdan aldık. Saat onbirde eşyalarımızı arabaya yükledik ve  Zemindeki Billa'den biraz su ve nevale alarak evden ayrıldık. Kuzeye Vidin'e doğru yola koyulduk. Yol dağlara sardı, 1420 metre yükseklikteki Petrohanski geçidini geçtik. İnişte bir küçük kahvede mola verdik. İndiğimizde arka tekerleklerden dumanlar geliyordu yokuş aşağı devamlı fren yapmaktan balatalar çok ısınmıştı.

Montana'dan sonra benzin aldık litresi 2,60 leva. Yol yapımından dolayı Vidin yolunu şaşırdık Studenten Buce ve Doktor Yosifo köylerini geçince ayıldık. Slavotin'i geçtik. Hep rotamızı kuzey Batı'ya vererek ilerlediğimiz yolda Smirnenski'den sonra Çerno Pole tarafına saptık yol gittikçe bozuldu zor geçtik. 16 kilometre kadar tarlaların arasından çok kötü bir yolda ilerledikten sonra Vidin asfaltına çıktık. Üç beş kilometre gittikten sonra Belogradçık yoluna saptık. 21 km düzgün bir asfalt şoseden gittikten sonra güzel bir dağ kasabasına geldik. Etrafta üst üste yığılmış aynen Çine taraflarındaki gibi kayalar var. Yukarıdaki kalenin dibine kadar gidip arabamızı park edip kaleye girdik. Park parası 2 leva içeri giriş adam başı 5 leva. Nur ile kalenin tepesine kadar tırmandık. Semine ve İlker'in gözü yemedi aşağıda kaldılar.

     Belogradcık kalesinin Roma zamanında yapıldığı sanılıyor. XIII. Yüzyılda Bulgar Vidin Prensliğinin küçük bir garnizonu ve 1396 öncesi Osmanlı Devletinin bir vassalı iken 1396 Niğbolu savaşından sonra Osmanlı egemenliğine girdi. Kasabada önemli bir müslüman çoğunluk oluştu ve 1757 de Hacı Hüseyin Ağa tarafından bir cami inşa edildi. 1838-39 yıllarında da kale tekrar tahkim edildiyse de 1878 Berlin anlaşması ile terk edildi ve müslüman aileler göç ettirildi. Kale etrafındaki kayaların özelliğinden dolayı bu gün kale onarılmış ve turistik bir mekan haline getirilmiştir.

Kaybolduğumuz yollar.


Belogradcık.

Kaleden görünüş.

     Kalede epey bir oyaladıktan sonra yola koyulduk, saat beşte Vidin'e geldik. Şehre girişte bir banka önündeki korumaya oteli ve sokağı sordum bilemedi içerde masada oturan bir kıza götürdü. Kız internetten Google haritasını basıp verdi çok teşekkür ettim. Vidin Tuna kenarında bir dış kale surları olan ve su kenarında iyi tahkim edilmiş Baba Vida kalesi olan bir kasaba hacminde. Oteli kolayca bulduk. Oda başına peşin olarak nakit 35'er leva verdik. Eşyalarımızı odaya koyup hemen dışarı çıktık. Surların Stambol kapısından çıkarak bir meydana geldik. Karnımız çok acıkmıştı küçük bir pizzacıda 4 parça pizza yedik 2 ayran içtik toplam 4 leva verdik. Sur içine dönüp etrafı keşfetmek için yola çıktık, Pazvantoğlu Camisinin etrafındaki haziresi ve Pazvantoğlu'nun Türbesi'nin de olduğu büyükçe bahçenin kapısı kilitliydi giremedik. Bahçe demirliklerinin üstünden atlayıp bahçeye girdim caminin etrafını gezip resimler çektim.

Belograd Hacı Hüseyin Ağa Camii 1757

Cami süslemeleri halâ sağlam.

 Vidin Kale kapısı

Pazvantoğlu Camii

Pazvantoğlu'nun Türbesi.


     Biraz Pazvantoğlundan bahsedersek kelime olarak mahalle bekçisi demek olan Pazvantoğlu, 1739 Osmanlı-Avusturya harbinden sonra Vidin Ayanlığına yükselen Osman Ağanın  oğlu olup 1791 den sonra merkezi hükümetin otoritesinin azalması sonucu defalarca ayaklandı etrafı haraca kestiyse de af olundu, bir aralık Sofya'yı da ele geçiren Pazvantoğlu 1807 de felç olarak öldü.

     Cami karşısında Metropolitan binalarını gördükten sonra Tuna'nın kıyısına indik, biraz etrafı dolaştıktan sonra bir yerde oturduk bira içtik çaça (gümüş) balığı ve kızartılmış soğan dilimleri yedik. Toplam 21 leva hesap geldi bölüştük. Hava kararmaya başladı kalktık tekrar sur dışına çıkarak meydana kadar yürüdük. Sur içinde hiç aydınlatma direği yok veya yanmıyor sadece evlerden gelen ışıkla sokaklar aydınlanıyordu. Etraf tenha bir kaç yerde gençler toplanmışlar yüksek sesle konuşuyorlardı. Saat onda otele döndük odalarımıza çekildik ben onbire kadar notlarımı yazdım.

Tuna üzerinde Bulgaristanı Romanya'ya bağlayan köprü

Baba Vida




Kale arkasında Osmanlıdan kalan ahırlar

Sinagog

9 Eylül Salı Vidin-Veliki Tırnova

     Sabah erkenden kalkıp 7,30'a doğru otelden çıktım Baba Vida kalesine yürüdüm etrafını dolaştım. Bir gurup yaşlı insan müzik eşliğinde spor ve dans yapıyordu. Üç dört kişi de kıyıda balık avlıyordu. Kalenin arkasında uzunca eski bir bina var eski zamanların Osmanlı barut fabrikası (bu günlerde Epigrafi Müzesi olmuş). Kaleye yakın yol üstünde Edirne'deki kadar büyük bir sinagog vardı, harabeye dönmüş sadece dış duvarları kalmış.

    Saat sekizde otele döndüm, herkes hazırlanmış, bavulları arabaya yükledik kaleye gittik. Saat dokuza kadar gezdikten sonra aceleden kahvaltı yapacak yer bulamadığımız için ana yola çıkarken köfte yapan bir yerde 2,40 levaya çeyrek ekmek arasına ikişer köfte koydurup yedik. 

     Yola çıktık Lom'a bir saatte geldik. Çıkışta yolumuzu şaşırıp trenyolu kenarından Vasilovtsi'ye kadar 15 km kadar gittik, tali bir yola girdik yol kötüleyince yanlış yolda gittiğimizi anlayıp Lom'a geri döndük. Kozluday'dan geçerken de gene yanlış yola girip gazlı elektrik santralına gelmişiz kapıdaki görevliler durdurdular geri çevirdiler. 

     Nihayet saat 14,15 te Plevne'ye varabildik. Hava çok sıcak arabanın göstergesi 35 derece gösteriyordu. Plevne'de arabayı merkezde park ettik bir tur attık birer dürüm döner yedik ayran içtik. Saat 15,30 da bir leva park parası vererek yola koyulduk. Gideceğimiz yönde havada kara bulutlar oluştu sıcaklık 18 dereceye düştü sağanak yağmur ve gök gürültüsü başladı. Arada bir yıldırım da düşüyordu. Lofça'ya (Löveç) kadar yağmur devam etti. Lofça'nın meşhur üstü kapalı köprüsüne gittik. İçinde ıvır zıvır hediyelik eşya satan dükkanlar var. Arka tepede kale vardı gidemedik. Yağmur tekrar şiddetlendi. Ana caddeyi bir daha boydan boya geçtik Lofça'dan ayrıldık.

     Saat altıda Veliki Tırnova'ya geldik. Kolayca otelimizi bulduk. Otelimiz ana cadde  Stefan Stambolov üzerinde arka tarafı yoldan epey aşağıda akan derenin yatağına bakıyor, büyükçe bir kavis çizen akarsuyun çevrelediği alanda çok güzel bir heykel topluluğu tüm çevre yerleşiminden görülüyor. Heykel arkasında Sanat Galerisi olduğunu öğrendiğimiz de bir bina var. Odamızın balkonundan gördüğümüz bu manzara çok güzel.

     Üstümüzü değiştirdik akşam yemeği için çıktık. Otelimizin yolu üzerinde otantik bir lokanta bulduk. Semine kuzu Adana Şiş'e benzer bir şey söyledi, üzerinde fındık kırıntıları var. Ben garnitürlü kemiksiz domuz ayağı ısmarladım bir de Sezar salata ile iki bira söyledik. Hesap yaklaşık 55 leva tuttu. Yemek sonrası otelimize dönerken yolda dondurma yedik dondurmanın tadı bize çocukluğumuzu hatırlattı. Saat 10,30 da otelimize döndük.

Plevne

Plevne

Plevne


Çar Alexander'in Müze Evi.

Lofça


Lofça (Löveç) Kalesi

Veliki Tırnova'da akşam gittiğimiz lokanta



     10 Eylül Çarşamba Veliki Tırnova

     Sabah 8.30'da otelimize çok uzak olmayan Samovodska Charskiya meydanına gittik. Bir börekçi dükkanı var ama oturup yiyecek masaları yok. Buraya Şahin ile iki sene evvel geldiğimizde uğramış börek alıp ağacın altında oturup yemiştik. Etrafta bu kadar çok park etmiş araba yoktu. Meydan eğimli ve taş kaplı olup meydana çıkan sokakta birçok antikacı var. Meydanı geçtik tekrar aşağı Stambolov Caddesine indik, ötele doğru döndük biraz ötede set üzerinde kahvaltı edecek bir pastahane bulduk. Otelin Web sitesinde de otelde kahvaltı edecek yer olmadığından burayı tavsiye ediyor;  Stratilat.

     Kahvaltımızda siyah çay yanında Semine İspanyol Omleti, ben İngiliz Kahvaltı Tabağı aldım. Benim tabakta iki yumurta, iki dilim beyaz ekmek, 6-7 küçük sosis ve 4 parça yağlı et vardı. Etin çoğunu kedi yedi. Kahvaltı tabağı 4,30 leva olup toplam 12,60 leva verdik.

     Kahvaltı sonrası yeni şehre doğru yürüdük. Bir bankada para bozdurduk. 100 avro karşılığı 195 leva aldık. Sonra bir taksiye atlayıp kaleye gittik. Şoföre 3 leva vermiştim 2 leva tuttu diye bir levhasını geri verdi. İnsan böyle davranışları görünce şaşırıyor.

     Kaleye giriş 6 leva. Kale epey büyük etraf manzarası çok güzel fakat güneş yakıyor çok sıcak Semine yarı yoldan tansiyonum çıkıyor diye geri döndü. Kalenin en arkasına gittik oradan tepedeki kiliseye hafif meyilli bir yoldan çıktık. İndiğimizde Semine kale manzaralı bir cafe'de bira içip bir şeyler atıştırıyor ben acıkmamıştım bir kahve içtim. Saat 14 civarı yürüyerek hafif yukarı meyilli bir yoldan otele döndük. 16,30 da buluşuruz deyip dinlenmek için odalarımıza çekildik. Saat beşe doğru çıktık karşıdaki set üstü pastahanede oturduk kahve içtik. Güneş biraz devrildikten sonra yeni şehre doğru yürüdük. Vasil Levski caddesinin ortasına kadar yürüdük. Döndük postahane binasının karşısında set üstünde bir büyük binanın önünde ağaçların altında bir lokanta bulduk. Oturacak yerleri parklarda olan piknik masası gibi. Ben köfte Semine domuz rib aldı, yanında közlenmiş kırmızı ve yeşil acı biberli salata ile iki bira aldık. Köfte tane hesabı ısmarlanıyor başka yerlerde olduğu gibi ve tanesi bir leva. Hesap 17 leva. Saat dokuza kadar oturduk sonra otelimize döndük. Stambolov Guest House.

 

Çar Asen I meydanı,

Çarevest Kalesi ve Ascensiyon Katedrali

Kaleden şehrin manzarası.


Assen Hanedanı anıtı.


Samovodska Charskiya meydanına çıkan yol




11 Eylül Perşembe Veliki Tırnova-Ruscuk

     Sabah 8,30'da kalktık otel ile hesabımızı (iki gece 200 leva) kestikten sonra önce gözlemeciye gittik. Çalışanlar Türk idi kolayca anlaştık sohbet ettik. Sonra çıktık Samovodska Charskiya meydanına çıktık Semine börek ve sandviç aldı ben de meyva suyu aldım sonra dönüp otelin karşısında set üstündeki pastaneye gidip çay içtik. Semine eski şehirdeki antikacıdan iki porselen rakı kadehi aldı. On buçuğa doğru yola çıktık. Önce kalenin arkasında gördüğümüz köprülü mahalleye uğradık sonra yola koyulduk. Saat 11,30 da Byala diye bir kasabaya uğradık biraz mola verdik. Yol kenarında birileri çığırtkanlık yaparak imza topluyordu biz de İlker ile gidip imza attık sonradan öğrendiğimize göre Türklere karşı olan aşırı milliyetçi partinin propagandası imiş. Saat bir buçukta Rusçuk'a vardık. Oteli kolayca bulduk fakat yer yokmuş bookingcom da problem var dediler başka bir ötele götürdüler iyi oldu merkeze daha yakın Liliya Oteli. Lyuben Karavelov Kahvaltı dahil 45 leva peşin istediler. Eşyaları bırakıp biraz dinlendikten sonra çıktık. Hava çok sıcak 30 derece gösteriyor. Serinlemek için Tuna nehrinin yanına indik çok yakınmış. Ağacın altında otururken bir kadınla konuştuk İstanbullu imiş bir de Türk aile geldi sohbet ettik. Nehirden esen rüzgarla biraz serinledik nehir boyunca yürüdük sonra şehre girdik meydanı bulduk. Bol fıskiyeli havuzlu büyük bir meydan. Eski süslü binaları restore ediyorlar. Meydan kenarında Bir yerde oturduk içkilerimizi ısmarladık. Saat yediye geliyordu karnımız acıktı yakında bir Çin lokantası bulduk ahçısı Türk adı İzzet. Yemeğim çok tuzlu ve yağlı idi hepsini bitiremedim.

     Yemek sonrası tekrar nehrin kenarına yürüdük aydınlatma yeterli değildi etraf karanlıktı. İskeleye yanaşmış bir nehir tenezzüh gemisinde yolcular yemeklerini yiyordu. Parkın sonunda yolun suya vardığı yerdeki kahvede oturduk bira içtik. Saat 9,30 da otele döndük. Biraz oyalandık onbirde yattık.

                          Byala


           Ruscuk




                                     Tuna nehri kenarı

12 Eylül  Cuma Rusçuk-Silistre

     Sabah kahvaltımızı otelde yaptıktan sonra eşyamızı toplayıp çıktık. Nehir kıyısından Güney Batı istikametinde devam ederek 19 Şubat caddesine saptık Çar Samuil caddesi üzerinde Nikolaevska caddesini geçince solda bir cami gördük.  Caminin adı Said Paşa camisi imiş. Yanında imam hatip lisesi. Bizim Diyanetin yardımıyla yapılan İmam Hatip Kız Lisesi Bulgaristan Türklerini 150 yıl geriye götürüyor. Kapının üstünde eskiden kalan Osmanlıca yazıda İslam Kız Mektebi yazıyordu. İçeri girdik bir hanım bizi karşıladı mektebin 60 talebesi 12 öğretmeni ve dört sınıfı varmış, ismi Neriman sekreterlik yapıyormuş. Bu gibi okullardan Şumnu ve Dobruca'da da varmış. Sofya 'da da İlahiyat Fakültesi. Saint Ouvan (Sent Uan) caddesinde de bir cami var dediler gittik bulduk. Yeni bir cami eskisi yıkılıp yerine yenisi yapılmış çok bakımsız içerde yaşlı bir adam oturuyordu iki de roman çocuk vardı bahçede. Çocuklara bozuk para vardı 40'ar cent verdim ne işe yarayacaksa. Arabaya dönerken bir trikotaj mağazasından t-şort aldım 8 levaya giysim kalmamıştı. Dükkanda güneş gözlüğümü tezgahın üstüne koymuştum üstüne hanımlar bluzlar koymuşlar çıkarken görmedim kaldı belki mahsus yaptılar bilemem. Gözlüksüz kaldım fena oldu.

Said Paşa Camisi

İslam Kız Mektebi

     Rusçuk'tan çıkarken Haskova'da arabayı teslim aldığımızda sıfırladığımız kilometre sayacı tam bin kilometre yol aldığımızı gösteriyordu. Rusçuk çıkışında Osmanlı'dan kalan kale kapısı olan Kyunt(uk) Kapu'yu görmek istedikse de yolun aşağısında tarlalar arasında kaldığını gördük zamanımız da kısıtlı olduğu için yanına gitmekten vaz geçtik. 1878 Balkan bozgunundan sonra imzalanan Berlin Antlaşmasında yer alan maddelerden biri de Bulgaristan'daki tüm kalelerin yıkılması idi bu kale kapısı da o günlerin hatırası olarak kalmış. Yolumuzun Razgrad şosesi olduğunu anlayınca döndük Tetrokan üzerinden Silistre yoluna saptık.

     Tetrokan'a vardıktan sonra Softa Baba türbesini kolayca bulduk. Türbenin etrafında mezarlık var, bahçe kapısı da kilitliydi giremedik. Dönerken yol üstündeki sağdan üçüncü ev bahçesinde oturanlara merhaba dedik meğerse Türk ve türbenin sahipleri imişler. Hemen anahtarları getirdiler döndük bir hanımla beraber içeri girdik. Bahçe içerisinde sekizgen üstü konik yapı Softa babanın türbesi etrafındaki mezarlıkta demir parmaklıkla çevrili mezarın anne tarafından dedelerinin olduğunu anlattı. Hanımın adı Tekgül babasının adı da Muharrem imiş. Ziyaretimiz Muharrem beyi çok duygulandırdı, gözleri yaşardı. Softa Baba'dan bahseden kitaplar mecmualar getirdi bizler de çok duygulandık. Türbeyi tamir ettiremiyorlarmış, ilgili yetkililer biz tamir ederiz ama buranın tapusunu bize verin diyorlarmış. Mezarlığın bir kısmından yol geçirmişler güzergâhındaki mezar taşlarını yolun kenarına yığmışlar. Resimler çektik Tekgül hanımın anlatımını videoya kaydettik. Durumları pek iyi değil. Semine türbenin bir ihtiyacı için lazım olur diye biraz para bıraktı. Bize bahçelerinden üzüm ikram ettiler, vedalaştık hüzünle ayrıldık. (Aradan iki sene geçtikten sonra Google haritalarda Türbeyi aradım bulamadım silinmiş, Fakat yeryüzü şekillerinden yerini tespit edip tekrar iki resimle kaydetmeme rağmen aradan bir kaç sene geçtikten sonra tekrar silinmiş. Ağustos 2022 bu yazıyı yayınlarken tekrar yerini tespit edip kaydettim. Birileri varlığını silmek istiyor anlaşılan, bunu da devlet eliyle yapıyor olabilir.)     

                        

                                             Tetrokan ve karşı kıyıda Romanyanın Oltenita kasabası

                          Softa Baba Türbesi

Tekgül Hanım ve babası Muammer bey.

     Silistre'ye girerken ağaçlıklı bir caddede durakladık. Geniş kaldırımın karşısındaki dükkan önünde bir masa atmışlar etrafında üç beş kişi, dükkan camında da bir resim baktım ayni kişi masada oturuyor. Resmin altındaki yazıyı da okuyabildim Ramadan Atalay. Gittim merhaba dedim elini sıktım. Meğerse ekim ayının beşinde parlemento seçimi varmış, milletvekili olan Ramadan bey de birinci sıradan Hak ve Özgürlük Partisinden seçime girecekmiş. Silistre bölgesinde en az iki milletvekili çıkarabilirlermiş. Bir iki hoşbeşten sonra burada bir gece kalacağımızı söyledim, hemen birisini çağırdı pahalı olmayan bir ötele bizi götürmesini söyledi yakındaki Viyana Oteline gittik geceliği kahvaltı dahil 70 levaya anlaştık. Tertemiz ve kocaman bir oda verdiler. 

                          

                       Ramadan Atalay beyin Hak ve Özgürlük partisinin seçim bürosu

     Saat beşe kadar dinlendik çıktık  yürüyerek merkeze doğru giderken seçim bürosunun önünde Ramazan beye teşekkür edelim dedik. Bizi yanındakilerle tanıştırdı. Birisi Silistre Valisi imiş seçim için hükümet istifa edince o da istifa etmiş, bir diğer kişi de altıncı sırada adaymış eskiden enerji genel müdürüymüş. Silistre'den dört milletvekilliğinden ikisini alırız diyor. Sohbet esnasında tabyaları da gezeceğimizi söylediğimizde siz yolu bulamazsınız diye hemen Metin isimli birisini çağırdı bizi Mecidiye Tabyalarına götürüp giriş kapısını göstermesini söyledi. Metin bizi arabası ile aldı Tabyaların olduğu yere götürüp giriş kapısını gösterdi. Tamam yarın sabah gelir gezeriz dedik teşekkür ettik dönüşte bizi çarşıya bıraktı. Yürüyerek Tuna nehrinin yanına indik uzaktan gördüğümüz lüks Drustar oteline kadar yürüdük döndük kıyıda bir kafeterya bulduk oturduk. Bira patates kızartması ve iki tabak balık tava ısmarladık. Birinci balık tabağı çaça küçük balık ikinci daha iri istavrit büyüklüğündeydi. Hesap 13,5 leva tuttu.

 Silistre Camisi

Tuna kıyısı

             Tuna'da gün batımı

13 Eylül Cumartesi Silistre-Varna

     Saat 8'de kahvaltıya indik. İlkerler bizden önce inmişler. Kahvaltı sonrası bavulları topladık dokuzda otelden çıktık. Dün gördüğümüz çarşı içindeki eski camiye gittik resimler çektik. Biraz bakımsız ve kapalı terk edilmiş gibi. Bulgarlar herhalde açılmasına mani oluyordur. Dönerken İlkerler pasaportlarını otelden almamışlar neyse ki yolumuz üstü daha şehirden çıkmadık. Şehrin Şumnu istikametindeki çıkışında hafif yokuşu tırmanınca sola sapınca Mecidiye Tabyalarına gidiliyor. Bol yeşillik arasından giderken önümüze bir otobüs düştü. Takip ettik onlarda Tabyaları gezmek için gelmişler. Giriş parası ödemedik içerde bir de müze var. Saat 10,30 da ayrıldık. Yolda 11,30 da bir köyde durduk pazar kurulmuştu. Pazardan Türkiye'ye götürmek için  kurufasulye ve kurutulmuş patlıcan aldık. Seyyar bir köfteciden ekmek arası iki köfte aldık. Köfteler iri ve çok lezzetli, tanesi bir leva ekmekle beraber 2,70 leva verdik. Saat 12 ye doğru Bliznatsi kavşağına geldik. Yol ayrımında sordum bir köy ziyareti yapalım mı diye herkes kabul etti. TRT de mühendis Hayrettin Fikir'in kayınbabası ve kaynanasının köyü olan İglika'ya (Kalaycı Köy) gideceğiz. Bliznatsi (Ekisce) yoldan 4 km. içerde köyün çıkışında yanlış yola sapmışız 5 km. gittikten sonra başka bir köye geldiğimizden döndük diğer yola saptık Kalino (Çamurlu Köy) köyü geçince İglika'ya geldik Ana yoldan toplam 8 km. Köy girişinde solda baktık evin bahçesinde bir kadın ve bir erkek sorduk Mehmet Şen'in evi diye biziz dediler. Mehmet beyin eşinin adı Beride bir de annesi var Ayşe hanım. Kışın İzmir'e Buca'ya gidermiş. Herhalde çok soğuk oluyor diye oğlunun yanına gidiyor. Bizi ağırladılar kahve içtik elma yedik domates ve kimyon verdiler. Saat 12'den 13,45'e kadar oturduk. Bahçeyi gezdik çok güzel bahçe yapmışlar, domates, biber, mısır vs yetiştiriyorlar, bir sürü hayvanları var. Tavuk, kaz ördek  arası bir cins Tokat tavuğu, tavşan, koyun, güvercin ne ararsan var. Güzel hatıralarla ayrıldık.

          Mecidiye tabyası


Zagoriche'de Pazar yeri.

        İglika'da Mehmet bey ve ailesi.

     Varna yolu üzerinde Şumen'e uğrayıp Tombul Camisini ziyaret ettik içinde dışında demir dayanaklar var iskele kurulmuş, güya restorasyon yapacaklar Bulgarlar yeni izin vermişler Türkiye'den onay bekliyorlarmış. Cami içi tamamen süsleme dolu. Cami 1740 ile 1744 yılları arasında Şerif Halil Paşa tarafından yaptırılmış. Ben sana paşa değil adam olamazsın diyen babasını memnun etmek için yaptırıldığı söylenir. Cami Bulgaristan'da bulunan en büyük cami olup Balkanlar'ın da  ikinci büyük camisidir. Kubbesinden dolayı Tombul denir.

Tombul Camii

                                                           

 Şumnu'dan sonra Madara'ya uğrayıp devasa kaya kabartmasını göreceğiz. Madara köyünün 2 km. doğusunda 8. yüzyıl başlarından kalma bir kabartma. Giriş bir leva araç parkı 4 leva. Aracı park ettik hanımlar merdiven var diye biz oturur bekleriz dediler. Önce kabartmaya varmak için 200 basamaklı bir merdiveni tırmandık. 80 metre yükseğe 40 metrekare, Bulgar devletinin 681 de kurulmasından sonra yapılmış. At üzerinde bir süvari sol elinde bardak ve atının kuyruğu düğümlü(bu bile sadece Turani bir kavim olduğunu ispatlar ama onlar yeni moda biz İrani bir kavimiz diyorlar), atın ayakları arasındaki arslanı mızraklıyor atın arkasında da bir köpek. +Önüne demir iskele koymuşlar doğru dürüst göremedik. Aşağıdaki fotoğrafta atlının kabaca dış hatlarını çizdim. Sonra yukarıdaki kaleye tırmandık İlker bir yerde pes etti ben biraz daha tırmandım baktım bir şey yok sadece manzara güzel resim çektim döndüm. Röliyefin önünden geçtik mağaralara gittik bir özelliği yok. Adamın biri gayda çalıyor arkası yüksek kayalık olduğu için ses güzel ve gür geliyor.


                
 
  Madara röliyefinin üstündeki kaleden ovanın görünüşü


     16,30 da Madara'dan ayrıldık, otoyoldan bir saatte Varna'ya vardık. Evi kolayca bulduk ev sahibine telefon ettik 10 dk. sonra gelirim dedi 20 dakika sonra kadının kocası ve oğlu geldi. Çocuk ortaokulda okuyormuş, güzel İngilizce konuşuyor. Anahtarları aldık para veremedik. Yarın sabah çocuk 9'da gelecek. İlker ile çıktık Carrefour'dan akşam yemeği için nevale aldık. Şarap, bira, sosis, yumurta, peynir aldık 35,45 leva tuttu. Akşam oturduk yemeğimizi yedik günün olaylarını konuştuk sohbet ettik. Saat on buçukta uykumuz geldi.

 

14 Eylül Pazar Varna

     Saat 8,30'da çocuk geldi 105 avro verdik üç gece kalacağız iki odalı bir daire çarşı pazar yakın tam karşısında pencereden izlediğimiz sıra ile belki 15 çiçekçi dükkanı var hiç boş durmuyorlar önüne araba ile gelip bir buket çiçek alıp gidiyorlar.

Çiçekçiler, Çatalca Caddesi, Varna

     Saat 11'de çıktık Balçığa otoyoldan değil yan yollardan giderek etrafı görelim istedik. Deniz kıyısı otel dolu. Mevsim biraz geçmiş olduğu için fazla kalabalık değil. Balçık'da limanın üstündeki yolda park ettik kıyıya indik ve geriye doğru yürüdük. Kıyı boyu lokantalar sıralanmış. Binaların bitişinden sonra başlayan parkta Romanya kraliçesi Marie'nin yaptırmış olduğu minareli binaya kadar bir kilometre yürüdük. Cami  zannettiğimiz bina meğerse kraliçenin yazlık sarayı imiş her dine saygılı olduğu için böyle yaptırmış, yazlık sarayın arkası on hektarlık botanik bahçesi. Bulgarlar Villa Tikhoto Gnezdo (sessiz yuva) diyorlar. Döndük biraz daha kuzeyde Kavarna'yı da görelim dedik gene ara yollardan giderken yolumuzu şaşırdık yolda gördüğümüz bir Roman'a sorduk adam sarhoş olduğu için yolu güzel tarif edemedi yandaki bahçeden biri İngilizce tarif etti. Gene yolu tam çıkaramadık bu sefer romanların mahallesine düştük fakat yollar çok düzgün ve çok temiz bizim buralardakiler ile ilgisi yok. Sıra sıra villa gibi bahçeli evler yapmışlar. Çocuklara sorduk tarif ettiler tabii hepsi güzel Türkçe konuşuyor. Limana giden yolu bulduk. Etrafı yüksek tepeler arasında kalmış bir koy biraz salaş fakat yeni oteller yapılıyor, kıyıda oturup birer kahve içtik. Planımızda dönerken Dobriç'e uğramayı düşünmüştük geç oldu Varna'ya  Anayol'dan döndük. Evde yarım saat dinlendikten sonra çıktık yürüyerek merkeze gittik.  Slivnitsa bulvarından deniz kenarına doğru yürüdük. Daha evvel 2012 yılında Şahin ile geldiğim zaman burada bir Ermeni antikacı vardı bulduk Semine bir porselen köpek almış. Dönüşte İlker ile önden hızlı yürüyerek evin çaprazındaki Pazar'dan nevalemizi aldık iki kızarmış tavuk 9 leva.

Balçık

Kavarna

15 Eylül Pazartesi Varna

     Sabah kahvaltımızdan sonra karşı taraftaki bankadan 100 avro bozdurduk 195 leva aldık. Bir taksiye binip merkezdeki Meryem Ana Kathedraline gittik. Bu altın kaplı kubbeli kilise Sofya'da ki Aleksander Nevski'den sonra Bulgaristan'ın en büyük ikinci kilisesidir. Kiliseyi gezdikten sonra karşı tarafa geçerek parka girdik, kırmızı boyalı tiyatronun önünden ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı önünden geçerek Roma hamamı kalıntılarının olduğu tarihi yere geldik, etrafını dolaştık yanındaki kilisenin bahçesinde oturduk dinlendik. Behçet isimli biri geldi resminizi çekeyim dedi sonra iki leva vereceksiniz diye tutturdu. Savdık bahçeden çıkıp yandaki kafeteryaya oturduk. Pizza yedik. Behçet gene geldi iki leva istiyor mecburen verdik gitti. Biralarımızı bitirdikten sonra kalktık kıyıya doğru Deniz müzesinin olduğu parka gittik. Burada 1912 de Hamidiye zırhlısını batıran denizaltıyı, mayın döşeyen bir gemiyi ve diğer küçük gemileri teşhir ediyorlar. Buradan Ekzarh Yosif meydanına ve sonra da Knyaz Boris I. caddesinden yürüyerek Slivnitsa Bulvarına çıktık herkes gibi biz de birer dondurma aldık. Dönüşte yorgun olduğumuz için bir taksiye yedi leva verip eve döndük.

 




16 Eylül Salı Varna-Burgaz

     Sabah 10,30 da yola çıktık. Kilometre sayacı 1550 gösteriyor. 38 avroluk mazot aldık. Nesebar'a 11,40 ta geldik.  Denize doğru bir dil gibi uzanmış eski yerleşim yerini dar bir kıstak karaya bağlıyor. Girişte önce sağ taraftaki parka gittik yer bulamadık sol taraftaki park müsait idi. Nesebar tamamı ahşap binalar ile yapılmış üst katları pansiyon veya otel altları hediyelik eşya satan dükkanlarla dolu çok şirin turistik bir kasaba. fakat yabancıdan çok yerli turist var. Bir saatte gezimizi bitirdik saat yarımda ayrıldık park parası saati 2 levaymış.

Nesebar



     Burgaz'a girişte gene yolumuzu şaşırdık yönümüzü kaybettik yol üstünde bir otelde resepsiyondaki kişiye elimdeki haritayı gösterip nerede olduğumuzu işaretlemesini söyledim. Yerimizi öğrenince kolayca kalacağımız yeri bulduk. Ev altı katlı ve bize ayırdıkları yer çatı katı, bavulları çıkaramayacağız için içindeki gerekli eşyalarımızı küçük el çantalarımıza koyarak çıktık. İki gece kalmaktan vaz geçtik. Biraz dinlendikten sonra indik sokak başındaki kafeteryada birer kahve içtik sonra iki tarafı ağaçlıklı Aleksandrovska Bulvarından Güney'e doğru yürüdük Troykata meydanına geldik devam ederek tren garına kadar geldik. Buradan geri dönerek sağa doğru Aleko Bogariti sokağına saptık. Sokak sağlı sollu eski evler ve kafelerle dolu  sempatik bir yol. Arkeoloji Müzesi de burada. Değişik yollardan otele döndük. Köşedeki kafeteryada oturduk şaraplı yemek yedik saat 9,30da kalktık.

                        







17 Eylül Çarşamba Burgaz-Haskova

     Kahvaltıdan sonra 10,30 da yola çıktık yolumuz 202 km. Öğle vakti bir benzin istasyonunda mola verdik hazırlamış olduğumuz nevaleyi yedik. Nur peynirli krep Semine tavuklu sandviç hazırlamış ben de meyve sularını aldım.

     Yolda Stredets'de yolu şaşırdık şehirde biraz dolaştık. Saat ikibuçukta Haskova'ya vardık. Tekrar Oasis. Otele geldik bu sefer 40 levalık iki ayrı yataklı oda tuttuk. Kiralık araç sahibine telefon ettik saat dörtte teslim etmek üzere anlaştık. Sonra İlker ile garaja giderek dönüş biletlerimizi aldık parasını peşin ödemiştik problem olmadı. Döndük son hesapları yaptık alacak verecek kalmadı sadece araç kira parasını kredi kartı ekstresi geldiğinde hesaplaşacağız. Biraz sonra arabayı teslim alacak adam geldi benzin istasyonuna gidelim depoyu dolduralım dedi halbuki gelirken Harmanlı'da depoyu 48 levaya doldurmuştuk. Giderken trafik sıkıştı bol yakıt harcadık. 11,85  levalık mazot aldık adam bir de 8 leva  araba yıkama parası istedi. Evrakları imzalattık aracı kazasız belasız teslim ettik. Otele döndük Semine beklemekten sıkılmış çarşıya çıkmış. Kadın yedek anahtarı verdi içeri girebildim hava soğuduğu için montumu giydim. İlkerlerle çıktık Semine'yi aradık telefon ile pazar yerindeymiş elinde torba dolu bir sürü şey almış. Siz az dolaşın biz torbayı bırakıp geliriz dedik, levamız kalmadığı için biraz para bozdurduk. 50 lira karşılığında 32,5 leva verdiler. Haskova'da Türk çok ve Türkiye'ye gelen giden için başlangıç noktası olduğu için lirayı bozuyorlar. Saat altı buçukta İlkerleri bulduk merkezdeki parkın alt tarafında tahta sıralı bir lokantada köfte, salata ve patates kızartması yiyip bira içtik. Saat dokuza doğru ötele döndük. Erkenden yattık gece uykum kaçtı uyandım günlüğü yazdım sabah beşe doğru uyudum.

 





18 Eylül Perşembe Haskova-İzmir

     Sabah geç kalktık. Son günümüzde alış verişlerimiz için yakındaki süpermarket Kaufland'a gittik epey oyalandık ben hediyelik yarım litrelik votka aldım 5,50 leva. Semine bir litrelik Johny Walker bir Ramazotti bir de Martini almış.

     Bavulları hazırlayıp otelin emanetine bıraktık yemek için meydana indik. Ağaçların altında bir kafeteryaya oturup kahvelerimizi içtik. Üç buçukta kalktık otelden bavullarımızı aldık Semine yürüyemeyeceğim dedi biz bir taksi ile garaja gittik. Saat beşi çeyrek geçe otobüs Kırcaali'den geldi. Bulgar gümrüğünde bir saat kadar oyalandıktan sonra sabah dört yirmide Çiğli Metro mağazasının önünde otobüsten indik. Taksi bulmak problem oldu. Semine Mavişehir'e yakın diye ısrar etmişti halbuki Çiğli merkezde inseydik kolayca taksi bulabilirdik. Neyse ki indiğimiz yerde Umut bakkaliyesi yirmidört saat açıkmış sahibi yardım için iki kere telefon edip taksi çağırdı adamla sohbet ettik doğulu ve aydın bir kişi. Saat beşte eve vardık biraz oyalandık yattık.

 

Bu gezide kat ettiğimiz yol;                                         

  İzmir Haskova arası git gel         660+660=1320 km.

  Bulgaristan'da yapılan yol;                          1839 km.

  Benzin sarfiyatı.         104 litre.                     271 leva

  Otel paraları.       14 gece için.                     677 leva

 

Bozdurduğumuz paralar;

    Karşıyaka.                 667 lira       1,45 ten               460   leva

    Veliki Tırnova.          100 avro.     1,95 ten.              195   leva

    Varna.                       100 avro.     1,95 ten.              195   leva

    Varna.                         55 avro.     1,95 ten.              107.   leva

    Haskova.                    50 lira.        1,54 ten.               32,5 leva 

                                                         Toplam:             989.50   leva

                                                                   765+667+50=      1482

   Masraf harcamalar

  Nakit harcama.                                                         1482.00  TL

  Kredi kartından.                                                        898,72.  TL

  Taksi paraları.                                                             32,50.  TL

  Bulgaristan otobüs bileti. (Gidiş dönüş iki kişi)          300,00.  TL.

TOPLAM.........................                                           2713,22.  TL

 

Bu geziyi bu gün (17-08-2022) yapsak leva altı misliden fazla artmış  yaklaşık 9,34 lira olmuş,

17 bin liradan aşağı çıkaramayız. (Semine'nin Hediyelik eşyaları hariç)

 

 











Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1970 Ağustos Kırmızı Topraklar-1

Güney Kıyıları Seyahati 1964